BAŞKAN ALİ BOLTAÇ’TAN 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI MESAJI
Erhan Boztaş Kimdir? Hayatı, Sanat Anlayışı ve Eğitimci Kimliği
28.08.2026 - Cuma 17:44
İnsan, doğduğu toprakların rengini ne kadar süreyle teninde ve zihninde taşır? Coğrafya yalnızca üzerinde yürüdüğümüz bir zemin midir, yoksa ruhumuzun ezberini bozan kadim bir mühür mü? 1998 Kars doğumlu resim-iş öğretmeni, mural sanatçısı ve çizer olan Erhan Boztaş’ın Kars’ın inatçı rüzgârından Ankara’nın mermer koridorlarına ve tuvale kesilmiş kamusal duvarlarına uzanan hikâyesi, tam da bu coğrafi ve tinsel göçün estetik bir dökümüdür.
Onun sanatı ve pedagojik duruşu, sadece çizgilerin ve renklerin harmanlandığı bir atölye pratiği değil; modern dünyanın dayattığı kusursuzluk zırhına karşı açılmış sessiz ama derin bir direniş alanıdır. Boztaş’ın dünyasında eğitim, zihne malumat yığmaktan ziyade, bireyin kendi içindeki o kadim çocukla yeniden karşılaşmasını sağlayan bir merhamet ve cesaret antrenmanıdır. Lisede bir resmin önünde durup ona inanan o şefkatli öğretmenin açtığı çığır ve ektiği tohum, bugün Ankara’nın sınıflarında ve devasa duvarlarında yeşermeye ve yaşamaya devam ediyor.
Bu söyleşide; çocukluğun o kusursuz özgürlüğünden yetişkinliğin kaygılı prangalarına, tuvalin mahrem sükûnetinden kamusal duvarların ortak hafızasına uzanan entelektüel bir yolculuğa çıkıyoruz. Zira sanat, burada yalnızca görünenin betimlenmesi değil; insanın kendi içindeki boşluğu cesaretle doldurma biçimidir.

Bir öğretmenin öğrencisine bırakabileceği en kalıcı miras sizce bilgi midir, cesaret mi?
Ben bilgi vermenin çok önemli olduğunu düşünüyorum ama geriye dönüp baktığımda bana en çok kalan şeyin cesaret olduğunu görüyorum. Bir öğretmen size “Sen yapabilirsin” dediğinde, bazen o cümle yıllarca sizinle geliyor. Ben de öğrencilerimin sadece bir şeyler öğrenmesini değil, kendilerine güvenmesini istiyorum. Bir gün benim sınıfımdan çıkan bir öğrenci, “Ben bunu yapamam” demek yerine “Bir deneyeyim” diyorsa, bence bırakabileceğim en güzel miras odur.
Lisede resim öğretmeninizin size duyduğu inancın, kendi yolunuzu çizmenizde belirleyici olduğunu söylüyorsunuz. Bugün bir öğrencinin hayatında benzer bir iz bırakma ihtimali, öğretmenliğe bakışınızı nasıl dönüştürüyor?
Lisede öğretmenimin bana inanması benim için gerçekten bir dönüm noktasıydı. O dönem belki bunu tam olarak ifade edemiyordum ama bir öğretmenin bir öğrencide gördüğü potansiyeli fark etmesinin ne kadar değerli olduğunu bugün çok daha iyi anlıyorum. Bu yüzden öğrencilerime bakarken sadece bugünkü hâllerine bakmamaya çalışıyorum. Belki içine kapanık bir öğrencinin çok güzel bir hayal dünyası vardır, belki kendine güvenmeyen bir çocuğun çok güçlü bir yeteneği vardır. Benim görevim biraz da bunu fark edip ona “Ben sende bunu görüyorum” diyebilmek.

Çocukların resimlerinde teknik kusursuzluktan önce özgürlüğü görüyorsunuz. Peki yetişkin olduğumuzda kaybettiğimiz ilk şey gerçekten özgürlük mü; yoksa hayal kurma cesareti mi?
Bence ikisi de birbirine çok yakın. Çocukken bir resim yaparken “Acaba güzel olmuş mu?” diye düşünmüyoruz. Aklımıza geleni çiziyoruz. Büyüdükçe başkalarının ne düşüneceğini, doğru yapıp yapmadığımızı, yeterince iyi olup olmadığımızı düşünmeye başlıyoruz. Aslında çocuklardan öğrenmemiz gereken en güzel şeylerden biri bu. Bazen yanlış yapmaktan korkmadan üretmek gerekiyor. Çünkü sanatın en güzel tarafı da biraz burada; kusursuz olmak zorunda değilsiniz.
Eğitim çocuğa cevapları öğretmekten çok, doğru soruları sordurmakla mı ilgilenmeli? Siz sınıfta bir çocuğun merakını korumak için hangi sınırları özellikle kaldırmaya çalışıyorsunuz?
Kesinlikle. Ben öğrencinin sadece benim söylediğimi doğru kabul etmesini istemiyorum. “Neden?”, “Başka türlü olabilir mi?”, “Bunu ben nasıl yaparım?” diye düşünmesini istiyorum. Özellikle sanat derslerinde tek bir doğru olduğuna çok fazla inanmıyorum. Bir öğrencinin yaptığı resim benim düşündüğümden farklıysa bu benim için problem değil, tam tersine çok değerli. Çünkü orada kendi düşüncesi var. Ben de mümkün olduğunca çocukların merakını ve deneme isteğini sınırlamamaya çalışıyorum.

Kars’ın bir köyünde başlayan hikâyenizin Ankara’nın sınıflarında ve duvarlarında devam ettiğini düşündüğümüzde, insan doğduğu yerden ne kadar uzaklaşabilir? Coğrafya değişse de insanın içinde taşıdığı imgeler kalır mı?
Ben kaldığını düşünüyorum. İnsan büyüdüğü yerleri, gördüğü manzaraları, çocukluğundaki renkleri farkında olmadan içinde taşıyor. Kars benim hayatımın başlangıç noktası. Sonrasında Ankara’da bambaşka bir hayat kurdum ama çocukluğumun bende bıraktığı izlerin kaybolduğunu düşünmüyorum. Belki yaptığım resimlerde, belki insanlara bakışımda, belki de çocuklarla kurduğum ilişkide bunun bir karşılığı var. İnsan bulunduğu yerden uzaklaşabiliyor ama geçmişini tamamen geride bırakmıyor.
Çocukların dünyasına baktığınızda “her şeyin hâlâ mümkün” olduğunu görüyorsunuz. Bir yetişkin olarak sanat size unuttuğunuz hangi ihtimalleri yeniden hatırlatıyor?
Sanat bana yeniden denemeyi hatırlatıyor. Bir şey istediğiniz gibi olmadığında silip tekrar yapabiliyorsunuz. Bir çizgiyi değiştiriyorsunuz, başka bir renk deniyorsunuz, bazen bütün resmi baştan kuruyorsunuz. Hayatta da biraz böyle olabilse keşke. Çocuklara baktığımda da bunu görüyorum; onlar başarısız olduklarında çoğu zaman yeniden deniyorlar. Ben sanat yaparken kendi içimdeki o çocuğu da biraz canlı tuttuğumu düşünüyorum.
Sanatın yalnızca bir beceri değil, dünyaya başka bir gözle bakma biçimi olduğunu söylüyorsunuz. Resim yapmaya başladığınızdan beri dünyada başka türlü görmeye başladığınız şey nedir?
Sanırım ayrıntıları daha çok fark etmeye başladım. Bir duvarın dokusu, bir çocuğun yüzündeki ifade, bir binanın gölgesi, insanların renk tercihleri bile bazen bana bir şey anlatıyor. Resim yaparken sadece bakmıyorsunuz, görmeye çalışıyorsunuz. Benim için sanatın en güzel taraflarından biri de bu. Günlük hayatta yanından geçip gittiğiniz bir şey, sanatçı gözüyle baktığınızda bir hikâyeye dönüşebiliyor.

Bir çocuğun yaptığı resimde yetişkin gözünün kolayca göremeyeceği ne vardır? Öğretmenlik, sanatçı olarak bakışınızı çocukların dünyasına doğru değiştirdi mi?
Çocukların resimlerinde samimiyet var. Bir şeyi güzel görünsün diye değil, gerçekten öyle hissettiği için çiziyorlar. Bence yetişkinlerin zamanla kaybettiği en önemli şeylerden biri bu doğallık. Öğretmenlik de benim bakışımı çok değiştirdi. Çocukların dünyasına daha dikkatli bakmayı öğrendim. Onları sadece öğrenci olarak değil, kendi dünyaları ve hikâyeleri olan bireyler olarak görmeye çalışıyorum.
Duvarları tuvale dönüştürüyorsunuz. Bir kâğıdın ya da tuvalin sessizliğiyle kamusal bir duvarın hafızası arasında nasıl bir fark var? Bir duvara resim yapmak, mekânla bir tür karşılaşma mı?
Kesinlikle bir karşılaşma. Tuval daha kişisel bir alan gibi. Ama duvar öyle değil; oradan her gün onlarca, yüzlerce insan geçiyor. Özellikle bir eğitim kurumunun duvarına resim yaptığımda, o duvarı çocukların her gün göreceğini düşünüyorum. Bu yüzden yaptığım resmin sadece güzel görünmesini değil, bulunduğu mekâna bir şey katmasını istiyorum. Boş bir duvarın bir anda insanların hayatının parçası hâline gelmesi beni çok heyecanlandırıyor.
Boş bir duvarın renklerle, çizgilerle ve hikâyelerle dönüşmesini tarifsiz bir mutluluk olarak tanımlıyorsunuz. Sizi daha çok etkileyen şey ortaya çıkan eser mi, yoksa yokluktan varlığa doğru gerçekleşen o dönüşüm mü?
Ben dönüşümden daha çok etkileniyorum. Çünkü işe başladığınızda karşınızda sadece boş bir duvar oluyor. Sonra yavaş yavaş bir çizgi ortaya çıkıyor, renkler geliyor ve en sonunda bambaşka bir şeyle karşılaşıyorsunuz. O süreç bana üretmenin neden güzel olduğunu tekrar hatırlatıyor. Sonunda ortaya çıkan iş elbette çok önemli ama benim asıl keyif aldığım şey o değişime tanıklık etmek.

Portre, karikatür, tasarım, resim ve mural gibi farklı üretim alanlarında çalışmışsınız. Sanatçı kendisini tek bir disiplinin içinde mi bulur, yoksa bazen kendisini bulabilmek için dağılması mı gerekir?
Ben tek bir alana sıkışmanın bana göre olmadığını düşünüyorum. Farklı şeyler denemek beni besliyor. Karikatür başka bir şey öğretiyor, portre başka bir bakış kazandırıyor, mural ise mekânı düşünmeyi gerektiriyor. Hepsinin birbirinden farklı tarafları var ama hepsi beni bir şekilde geliştiriyor. Bence sanat biraz da merak etmekle ilgili. İnsan merak ediyorsa farklı şeyler denemekten çekinmemeli.
Kalem sizin için hiç yalnızca bir araç oldu mu, yoksa çocukluğunuzdan bugüne taşıdığınız bir tür yol arkadaşı mıydı?
Kesinlikle yol arkadaşım oldu. Çocukluğumdan beri elimde kalem var. O zamanlar sadece resim yapıyordum, bugün ise kalem ve fırça benim için hem kendimi ifade etmenin hem de üretmenin bir yolu. Bazen konuşarak anlatamadığım bir şeyi çizerek anlatabiliyorum. O yüzden kalem benim için sıradan bir araçtan çok daha fazlası.
Öğretmenlik sizin için, yıllar önce size dokunan bir öğretmenin bıraktığı izin devamı gibi. Peki sizce bir öğretmen öğrencisinin hayatında bıraktığı etkinin farkına ne zaman varır; o anda mı, yoksa yıllar sonra mı?
Çoğu zaman yıllar sonra fark ediyoruz bence. Öğretmen bir şey söylüyor, belki o an öğrenci için sıradan bir cümle gibi geliyor ama yıllar sonra o cümlenin hayatında ne kadar yer ettiğini anlayabiliyor. Ben de kendi öğretmenimin bende bıraktığı etkiyi yıllar geçtikçe daha iyi anladım. Bu yüzden bugün öğrencilerime söylediğim her sözün bir gün karşılarına çıkabileceğini düşünüyorum. Belki hemen değil ama yıllar sonra bir öğrencimin “Öğretmenim bana bunu söylemişti” demesi benim için en büyük mutluluklardan biri olur.

Üretmekten korkmayan çocuklar yetiştirmek istediğinizi söylüyorsunuz. Sizce insanı üretmekten alıkoyan asıl şey başarısızlık korkusu mu, başkalarının bakışı mı, yoksa kendisinden beklediği kusursuzluk mu?
Bence hepsi var ama en büyük engellerden biri başkalarının ne diyeceğini düşünmek. Çocukken rahatça çiziyoruz çünkü kimsenin bizi yargılayacağını düşünmüyoruz. Sonra büyüdükçe “Beğenirler mi?”, “Yeterince iyi mi?” gibi sorular çoğalıyor. Ben öğrencilerime hata yapabileceklerini hissettirmeye çalışıyorum. Çünkü üretmek için önce kusursuz olma baskısından kurtulmak gerekiyor. Bazen kötü bir resim yapmak, hiç resim yapmamaktan çok daha değerlidir.
Kars’ta başlayan çocukluk hikâyeniz bugün Ankara’nın duvarlarında başka çocukların dünyasına dokunuyor. Eğer sanatın sizin hayatınızdaki karşılığını tek bir kelimeyle değil, tek bir duyguyla tarif etmeniz gerekseydi, bu ne olurdu?
Sanırım “özgürlük” derdim. Çünkü resim yaparken kendimi en rahat ve en özgür hissettiğim anları yaşıyorum. Bir de üretmenin verdiği bir mutluluk var. Çocukluğumdan bugüne baktığımda, hayatımın farklı dönemlerinde değişen çok şey olmuş ama resim yapma ve üretme isteğim hiç değişmemiş. Bugün bir çocuğun gözünde merak uyandırabiliyorsam, bir duvarı insanların yüzünü gülümsetecek bir şeye dönüştürebiliyorsam, yaptığım işin bir anlamı olduğunu hissediyorum. Benim için sanat biraz da bu: kendimi ifade ederken başkasının dünyasına küçük de olsa güzel bir iz bırakabilmek.

Yani demem o ki; hayat bazen insana öyle bir harita veriyor ki, nereden başladığından çok, yolda kalbinin sesini nereye kadar taşıdığın önemli oluyor. Erhan Boztaş’ın hikâyesi de tam olarak bu: Kars’ın o rüzgârlı yollarından çıkıp Ankara’nın hem sınıflarına hem de koca koca duvarlarına rengarenk bir umut asmak...
Çocukken sahip olduğumuz o deli cesaretini, “Acaba ne derler?” korkusuna kurban etmeden yaşayabilmek büyük lüks. Ama Erhan bize, öğretmenin dokunuşuyla ve sanatın o iyileştirici gücüyle bunun hâlâ mümkün olduğunu hatırlatıyor. İçimizdeki o yaramaz, hayal kurmaktan korkmayan çocuğu uyandırmak için geç değil.
Bakalım, sırada hangi duvarı renklendirmek var? Belki de asıl mesele, kendi hayatımızın duvarına ilk fırçayı hangi cesaretle vuracağımızda saklı, ne dersiniz?
#İşbirliği
Müzeyyen Beyza MERCAN







Fadi Kimdir? Fadime Daş’ın Hayatı ve Müzik Yolculuğu
TARSUS BELEDİYESİ'NDEN ÇÖPLÜ VE YARAMIŞ’TA YOL ÇALIŞMASI
Burçin Eryetiş Kimdir? Türk Halk Oyunlarından Dijital Dans Eğitimine
TARSUS BELEDİYESİ’NDEN KAKLIKTAŞI VE TEKELİÖREN’DE KAPSAMLI YOL ÇALIŞMASI
TARSUS TİCARET BORSASI PERSONELİNE İLERİ SÜRÜŞ TEKNİKLERİ EĞİTİMİ
Feride Aslan Kimdir? Makyaj Sanatçısı ve Karakter Dönüşüm Uzmanının İlham Veren Hikâyesi
TARSUS BELEDİYESİ, KULAK MAHALLESİ’NDE 40 YILLIK YOL SORUNUNU ÇÖZÜME KAVUŞTURDU
Ali Buğra Gazi Kimdir? Hey Tarsus’un Ardındaki İsim
BORSA İLE İLÇE TARIMIN İŞ BİRLİĞİ ÜRETİCİYE DOĞRUDAN YANSIYACAK, "AMS İZLEME KAMERALARI İŞBAŞINDA”
TARSUS TİCARET BORSASI ÜYELERİNE BN HOTEL THERMAL & WELLNESS’TA İNDİRİM