Havva Kübra Atalay Kimdir? Plazalardan Şifaya Uzanan O Müthiş Dönüşüm ve Hepimizin Merak Ettiği Holistik Şifa Nedir?
Şengül Esen Demir Kimdir - Mutluluk Kahkaha Akademisi ve Kahkaha Yogası Hakkında Merak Edilenler.
13.08.2026 - Perşembe 10:12
Valla helal olsun. Karşımda öyle bir kadın var ki, tam 25 yıl boyunca devletin o ciddi koridorlarında dirsek çürütmüş, Hukuk, Maliye ve Sosyoloji bitirmiş, üzerine bir de Aile Danışmanlığı ve Şema Terapi uzmanlıklarını eklemiş. Ama sonra bir gün çıkıp "Mutluluk öğrenilebilir" demiş ve tüm bu gri ünvanları kahkahayla renklendirmiş. Master Esen Demir, Batman’dan Edirne’ye kadar her yeri geziyor, kanserli çocuklardan dev şirketlerin CEO’larına kadar herkese sebepsizce gülmeyi öğretiyor. Hem KOBİ danışmanı hem de bir kahkaha elçisi. Bu ilham verici yolculuğu, mutluluğun formülünü ve o meşhur kahkaha yogasını enine boyuna konuştuk.

"KURUMSAL HAYATTAN KAHKAHAYA GEÇİŞ"
Şengül, sen tam 25 yıl kamu görevinde çalışmış, kurumsal kimlikler ve stratejiler arasında ömür tüketmiş birisin. Sonra küt diye "Mutluluk Kahkaha Akademisi"ni kuruyorsun. Ne oldu da o "ciddi" masaları bırakıp "Hadi hep beraber gülüyoruz" demeye karar verdin? Bir aydınlanma anı mı, yoksa bir "yetti artık" isyanı mı bu?
Aslında ben o ciddi masaları hiç bırakmadım; sadece masayı büyüttüm.
25 yıllık kamu görevim bana kurumları, stratejileri ve sistemleri öğretti ama en çok da insanı öğretti. Yıllar içinde şunu gördüm: İnsan yalnızca görevleriyle, unvanlarıyla ve başarılarıyla var olmuyor. Bağ kurmaya, görülmeye, iyi hissetmeye ve çocuk sevincini kaybetmemeye de ihtiyacı var.
Benim hayatımda “isyan”dan çok “Peki, buradan nasıl devam ederiz?” sorusu vardır. Çünkü benim yaşam anlayışım hep aynı oldu: Vazgeçmeden devam… Gerektiğinde yolu ve yöntemi değiştirerek, öğrenerek, yenilenerek devam.
Mutluluk Kahkaha Akademisi de aslında 25 yıllık birikimimin üzerine kurulmuş yeni bir yol. Sosyoloji, danışmanlık, kurumsal deneyim, eğitim, bilimsel çalışmalar ve kahkaha bugün aynı masada buluşuyor.
Çünkü kahkaha benim için yalnızca gülmek değil; insana dokunmanın, bağ kurmanın ve yaşamın içinde iyi oluşu hatırlamanın güçlü yollarından biri.
Bugün dönüp baktığımda şunu söyleyebilirim:
Ben ciddi masalardan kalkmadım; o masaya mutluluk, kahkaha ve çocuk sevincine de birer sandalye çektim.
CV’ne bakıyorum, sertifikalar ve unvanlar havada uçuşuyor. Sosyolog, Aile Danışmanı, Şema Terapisti, Ritmoterapist ve Master Kahkaha Yogası Eğitmeni. Bir insan neden bu kadar çok unvan toplar? Bu bir entelektüel açlık mı, yoksa insanları iyileştirmek için kendine kurduğun dev bir cephanelik mi?
Aslında benim için o ünvanların hiçbiri bir “koleksiyon” değil. Hatta biraz iddialı söyleyeyim: Hayatın içinde CV’nizin pek de bir önemi yok. İnsanlar sizin kaç sertifikanız olduğunu değil, onlara nasıl hissettirdiğinizi hatırlıyor.
Ben öğrenmeyi seviyorum. Bir şeyi öğrendiğimde da hemen arkasından başka bir soru geliyor: “Peki bunun ötesinde ne var?” Sanırım benim asıl merakım hep insan oldu. İnsan neden susar, neden vazgeçer, neden yeniden başlar, neden güler, nasıl bağ kurar, nasıl dönüşür?
Bu yüzden sosyoloji bana toplumu gösterirken, aile danışmanlığı ilişkileri; farklı terapi ve dışavurum yöntemleri duyguların dilini, ritim bedeni, kahkaha ise bazen bütün bunların söyleyemediğini öğretti.
Ama hiçbir ünvanı insanın önüne koymam.
Çünkü karşımda bir insan varsa ben önce Şengül’üm. Sonra bildiklerim, öğrendiklerim ve mesleki kimliklerim geliyor.
Ben bilgi biriktirmek için değil, bildiğimi hayata değdirebilmek için öğreniyorum.
Günün sonunda CV’de kaç satır olduğunun değil, bir insanın hayatında kaç güzel iz bıraktığınızın kıymetli olduğuna inanıyorum.
Belki benim CV’min en sevdiğim satırı da hiçbir sertifikada yazmıyor:
“Öğrenmeye hâlâ devam ediyor.”
Çok acayip bir çelişki yakaladım sende. Bir tarafta KOSGEB ve TÜRKAK onaylı akredite KOBİ danışmanısın, şirketlere SWOT analizleri yapıyorsun; diğer tarafta elleri havaya kaldırıp "sebepsiz kahkaha" atıyorsun. Şirketler kapını "Bize hibe bul" diye çalarken sen onlara "Önce bir kahkaha atalım" mı diyorsun? Bu iki dünya birbirini nasıl besliyor?
Ben burada bir çelişki değil, tam tersine çok güçlü bir ortaklık görüyorum. Çünkü SWOT analizini de kahkahayı da sonunda aynı şey için kullanıyoruz: Daha iyi olanı ortaya çıkarmak için.
Bir kurumun güçlü ve zayıf yönlerini, fırsatlarını, risklerini konuşabilirsiniz. Rakamlarını önünüze koyabilir, stratejik planını hazırlayabilirsiniz. Ama o planı hayata geçirecek olan Excel tabloları değil, insanlardır.
İşte benim iki dünyam tam orada buluşuyor.
Şirket bana “Bize hibe bul.” diye geldiğinde tabii ki “Önce üç kahkaha atalım, sonra hibeye bakarız.” demiyorum. 😄 Her yöntemin bir zamanı, amacı ve profesyonel zemini var. Fakat şunu biliyorum: Bir kuruma yalnızca finansal kaynak kazandırmak yetmez; o kaynağı yönetecek insanın, ekibin ve kurum kültürünün de güçlü olması gerekir.
Ben kuruma bazen SWOT’la bakarım, bazen iletişimle, bazen ekip dinamikleriyle, bazen de iyi oluş tarafından… Çünkü kurum dediğimiz şey tabeladan, bütçeden ve organizasyon şemasından ibaret değil; yaşayan bir yapı.
Belki benim çalışma biçimimin farkı da burada:
Bir şirketin bilançosuna bakarken insanını unutmuyorum; insanına dokunurken de kurumun gerçeklerini unutmuyorum.
Dolayısıyla benim masamda strateji de var, proje de, sürdürülebilirlik de, kahkaha da…
Çünkü bana göre ciddiyet başka şeydir, profesyonellik başka.
İşinizi son derece profesyonel yaparken gülebilir, bağ kurabilir ve hatta daha yaratıcı düşünebilirsiniz.
Ben zaten tam da bu iki dünyanın arasında çalışmayı seviyorum.
Aklımız stratejide, ayağımız gerçeklerde, insanımız da işin merkezinde olsun. Kahkaha? O da gerektiğinde masadaki en güzel artı değer olsun. 😄

"MIŞ GİBİ GÜLÜŞ NASIL GERÇEĞE DÖNER?"
Yahu durup dururken nasıl güleceğiz, deli miyiz biz. Bizim toplumda "Çok gülenin başına bir iş gelir" gibi bir kodlama varken sen "Hiçbir neden yokken gülün" diyorsun. O ilk kahkaha atıldığında yaşanan o "Ben burada ne yapıyorum" utancını nasıl kırıyorsun? Vücut o sahte kahkahayı gerçekten yutuyor mu?
İşte en sevdiğim an tam da o “Ben burada ne yapıyorum?” anı. 😄 Çünkü insanın kendisini ne kadar kontrol ettiğini, gülmek için bile nasıl izin beklediğini ilk kez orada fark ediyoruz.
Biz yıllarca kahkahayı bir sonuca bağlamışız: Komik bir şey olacak, güzel bir haber gelecek, biri bizi güldürecek… Kahkaha Yogası ise çok farklı bir yerden soruyor: “İyi hissetmek için neden her zaman dışarıdan bir sebep bekleyelim?”
Kahkaha Yogası bir komedi gösterisi değil. Espri anlatmıyoruz, kimseyi güldürmeye çalışmıyoruz. Göz teması, grup etkileşimi, çocuksu oyunlar, hareket ve nefes çalışmalarıyla kahkahayı bilinçli olarak başlatıyoruz. Başlangıçta istemli olan kahkaha, grubun enerjisiyle kısa sürede doğal ve bulaşıcı hale gelebiliyor.
İlk dakikalarda “Hocam, ben yapamam.” diyen kişinin biraz sonra en çok gülen kişi olması bu yüzden beni hâlâ çok eğlendiriyor. Çünkü kırdığımız şey aslında utançtan çok kendimize koyduğumuz izin sınırı.
Ve ben “sahte kahkaha” demeyi de çok sevmiyorum. Ben ona istemli kahkaha diyorum. Çünkü kişi rol yapmıyor; bedenini bilinçli olarak bir pratiğe davet ediyor.
Kahkaha Yogasının bana göre en güzel tarafı da şu:
Kahkaha atmak için mutlu olmayı beklemiyoruz; bazen kahkahayla iyi oluşa doğru küçük bir kapı açıyoruz.
O ilk “Ben ne yapıyorum?” sorusu bir süre sonra yerini başka bir cümleye bırakıyor:
“Ben bunu neden daha önce yapmamışım?” 😄
"Mutluluk öğrenilebilir" senin sloganın ama Şengül, memleketin hali, geçim derdi, stres ortada! Bu kadar gürültünün içinde mutluluk nasıl öğrenilir? Bize o "ilk adımı" anlatsana! Kitabı açınca ilk sayfada ne yazıyor?
İlk sayfaya büyük harflerle şunu yazardım:
“MUTLULUK ÖĞRETİLEMEZ; MUTLULUK ÖĞRENİLEBİLİR.”
Çünkü benim anlattığım mutluluk, “Her şey güzel, hadi pozitif düşünelim.” demek değil. Hayatın gerçeğini yok saymıyoruz. Geçim derdi de var, stres de, kayıplar da, belirsizlikler de… Asıl mesele, her şey yolundayken mutlu olmak değil; her şeye rağmen iyi oluş becerilerini geliştirebilmek.
Benim için mutluluk bir seçimdir. Başımıza gelen her şeyi seçemeyiz ama yaşadıklarımızın karşısında nasıl duracağımızı, dikkatimizi nereye yönelteceğimizi ve kendi kaynaklarımızı nasıl güçlendireceğimizi öğrenebiliriz.
Mutluluk Kahkaha Akademisi’nde tam da bunun üzerine çalışıyoruz. Mutluluk bilimi ve pozitif psikolojinin bilimsel yaklaşımını deneyimsel öğrenmeyle buluşturuyoruz. Çünkü biz “Mutlu olun.” demiyoruz; mutluluğa dair becerileri deneyimletiyoruz.
Güçlü yönler, anlam, ilişkiler, şükür, umut, akış, öz farkındalık, kahkaha ve günlük iyi oluş pratikleri… Bunları yalnızca anlatmıyor, hayatın içine taşıyoruz.
Üstelik bu gelişim sadece bizimle sınırlı kalmıyor. Yetiştirdiğimiz öğrencilerimiz ve mutluluk liderlerimizle birlikte çoğalıyor. Onların kendi gruplarında, kurumlarında ve yaşam alanlarında bu çalışmaları uygulamasıyla mutluluk biliminin deneyimsel tarafını daha fazla insana ulaştırıyoruz.
Çünkü benim için mutluluk, öğrenilip kişinin kendisinde sakladığı bir şey değil; yaşadıkça gelişen, paylaştıkça çoğalan bir yaşam becerisi.
Peki ilk adım?
“Bugün değiştiremeyeceğim onca şeyin arasında, değiştirebileceğim küçücük ne var?”
Bazen bir düşünce, bazen bir davranış, bazen bir ilişki, bazen bir nefes, bazen de kocaman bir kahkaha…
Mutluluk, hayatın gürültüsünün bitmesini beklemek değil; o gürültünün içinde kendi iyi oluş alanını oluşturabilmeyi öğrenmektir.
Sadece kahkaha değil, ritmoterapi ve hareket terapisi de yapıyorsun. İnsanların içine attığı o çocukluk travmaları, o kırık dökük şemalar bir kahkaha seansında patır patır dökülüyor mu? Gülmek, en sert psikoterapilerden daha mı hızlı iyileştiriyor ruhu?
Burada çok önemli bir çizgi var: Ben kahkahayı, ritmi ya da hareketi psikoterapinin rakibi olarak görmüyorum. “Gül, travman geçsin” demek hem insana hem de yaşadığı deneyime haksızlık olur.
Benim dünyamda kahkaha bir silgi değil; ritmin ya da hareketin görevi de geçmişi yok etmek değil. Bunların her biri bazen insanın kendisine başka bir yerden bakabilmesi için yeni bir ifade alanı açıyor.
Çünkü insan her şeyi kelimelerle anlatmıyor. Bazen yıllarca söyleyemediği bir duyguyu bedeninde taşıyor. Bir ritimde, bir harekette, bir nefeste, bir kartta ya da kahkahada kendisiyle farklı bir temas kurabiliyor. Bazen kahkahanın ardından sessizlik geliyor, bazen gözyaşı, bazen de çok güçlü bir farkındalık…
Ben de tam orada duruyorum: Duyguyu zorlamadan, insana kendi alanını açarak.
Şema çalışmaları, danışmanlık yaklaşımı, ritim, hareket, dışavurum, mutluluk pratikleri ve kahkaha benim için birbirinden kopuk yöntemler değil. İnsanı zihniyle, duygusuyla, bedeniyle ve yaşam deneyimiyle bir bütün olarak görebilmenin farklı yolları. Elbette psikoterapinin gerektiği yerde psikoterapinin ve ilgili uzmanlığın yeri ayrıdır.
Bu yüzden “Hangisi daha hızlı iyileştirir?” diye sormuyorum. Benim sorum şu:
“İnsan kendisine hangi kapıdan daha kolay ulaşabiliyor?”
Kiminin kapısı sözdür.Kimininki ritim ve harekettir.Kimininki kahkahadır.Kimininki mutluluk pratikleri ve deneyimsel atölyelerdir.Kimininki kartlarla dışavurumdur.Kimininki de farklı seans ve danışmanlık teknikleridir.
Üstelik bütün bunları tek başıma yapmıyorum. Yetiştirdiğim şahane öğrencilerim, Kahkaha Yogası liderlerimiz ve eğitmenlerimiz, Mutluluk Liderlerimiz, Kartlarla Dışavurum Liderlerimiz var. Her biri kendi dokunuşuyla bu yolculuğu çoğaltıyor.
Belki de benim için en büyük mutluluk tam burada: Bir kişiye dokunmak değil, insana dokunabilecek insanlar yetiştirmek.
Şimdi hep beraber, kendi yöntemlerimiz ve kendi renklerimizle dünyaya biraz daha neşe, biraz daha mutluluk, biraz daha iyi oluş yaymaya çalışıyoruz.
Çünkü bazı güzel şeyler tek başına yapılmaz.
Kahkaha gibi… Mutluluk gibi… Paylaştıkça çoğalır.

"ACININ İÇİNDE KAHKAHAYLA İYİLEŞMEK"
"Bir Kahkaha Bin İyilik" diyorsun, kanser tedavisi gören çocuklarla ve depremzedelerle çalışıyorsun. En büyük acıların yaşandığı yerde kahkaha atmak dışarıdan bakınca "tuhaf" kaçmıyor mu? O insanların yüzündeki o ilk gülümseme sana ne hissettiriyor? Orada neşe, bir hayatta kalma taktiği mi?
Aslında tam da bu soru, Kahkaha Yogasının en çok yanlış anlaşılan tarafını anlatmak için çok kıymetli. Çünkü Kahkaha Yogası, acının karşısına geçip “Hadi şimdi gülelim” demek değildir.
Kahkaha Yogası; nefes, hareket, göz teması, grup etkileşimi, çocuksu oyunlar, istemli kahkaha ve rahatlama uygulamalarını bir araya getiren, bilimsel araştırmalara da konu olmuş deneyimsel bir tekniktir. Burada amaç insanı zorla güldürmek değil; bedenin ve zihnin kısa bir süreliğine de olsa farklı bir deneyime alan açmasını sağlamaktır.
Kanser tedavisi gören bir çocuğun yanında hastalığı yok sayamazsınız. Depremi yaşamış bir insana “Üzülme, gül.” diyemezsiniz. Kahkaha Yogası zaten bunu söylemez. Acıya saygı duyar; ama insanın yalnızca acıdan ibaret olmadığını da hatırlatır.
“Bir Kahkaha Bin İyilik” çalışmalarında beni en çok etkileyen, insanların kahkahalarla salonu inletmesi değil. Bazen uzun zamandır yüzü gülmemiş birinin gözlerinde beliren küçücük bir ışık… Bazen bir çocuğun yeniden oyuna katılması… Bazen bir annenin birkaç dakikalığına omuzlarını bırakıp rahat bir nefes alması…
İşte o an benim için çok şey söylüyor:
“Acım burada… Ama ben de hâlâ buradayım.”
Belki neşe tam da budur. Acıyı inkâr etmek değil, acının yanında yaşam için küçücük bir yer açabilmek.
Kahkaha Yogasının gücünü de burada görüyorum. Bazen insana hayatını değiştirecek büyük cümleler vermiyor; sadece birkaç dakikalığına nefes alabileceği, hareket edebileceği, bağ kurabileceği ve yeniden çocuk sevincine dokunabileceği bir alan sunuyor.
O ilk gülümsemeyi gördüğümde hâlâ çok etkileniyorum. Çünkü benim için o yalnızca bir gülümseme değil.
Bazen insanın hayata yeniden uzattığı küçücük bir el.
Ve belki “Bir Kahkaha Bin İyilik” tam da bunun için var.
Erasmus projeleriyle 26 ülkenin gencine ulaştın. Gençlerin mental sağlığı için "Zihnine İyi Davran" diyorsun. Farklı kültürlerden gençlerin "kahkaha dili"nde buluşması sana neler öğretti? Gençler gerçekten mutsuz mu, yoksa biz mi onları anlamıyoruz?
Ben burada biraz sorunun yönünü değiştirmek isterim. 26 ülkeden gençle buluştuğumuz bu projelerde elbette biz de çok şey öğrendik ama benim için asıl heyecan verici olan, bizim onların hayatına ne kattığımızdı.
Onlara hazır mutluluk reçeteleri vermedik. “Pozitif düşün, geçer.” hiç demedik. Tam tersine; kendilerini fark edebilecekleri, duygularını ifade edebilecekleri, bedenleriyle yeniden temas kurabilecekleri ve farklı kültürlerden gençlerle yargılanmadan yan yana gelebilecekleri deneyim alanları oluşturduk.
“Zihnine İyi Davran” derken de tam olarak bunu anlatıyoruz: Zihninle savaşma, onu tanı. Duygunu bastırma, fark et. Kendini başkalarının hayatıyla ölçmek yerine kendi kaynaklarını keşfet.
Kahkaha Yogası, nefes, ritim, müzik, hareket, çocuksu oyunlar ve deneyimsel mutluluk pratikleriyle gençleri sadece anlatılanı dinleyen kişiler olmaktan çıkarıp deneyimin içine aldık. Çünkü bir gence iyi oluşu saatlerce anlatabilirsiniz; ama ona iyi oluşu deneyimleyebileceği bir alan açtığınızda bilgi, yaşantıya dönüşüyor.
26 farklı ülkeden, farklı dilleri ve kültürleri olan gençlerin aynı çalışmada buluşabilmesinin en güçlü tarafı da buydu. Kahkahanın tercümana ihtiyacı yoktu. Ritmin de, oyunun da, göz temasının da…
Biz onlara belki de en çok şunu hatırlattık:
“Burada başarılı olmak, kendini kanıtlamak ya da birilerine benzemek zorunda değilsin. Burada sadece kendin olabilirsin.”
Gençlerin mutsuz olduğuna dair kolay bir cümle kurmak istemiyorum. Bence gençler bazen mutsuz olmaktan çok yoruluyorlar, karşılaştırılıyorlar, yetişmeye çalışıyorlar ve anlaşılmak istiyorlar.
Bu nedenle bizim amacımız gençleri “düzeltmek” değil; onların kendi güçlerini, yaratıcılıklarını, sosyal bağlarını ve iyi oluş kaynaklarını fark edebilecekleri araçlar sunmak.
Ve çalışmaların sonunda bir gencin “Ben bunu kendi ülkemde de uygulayacağım.” demesi benim için çok kıymetli.
Çünkü o zaman yaptığınız çalışma salonda bitmiyor.
Bir gençle birlikte başka bir ülkeye gidiyor.
Belki 26 ülkeye ulaşmanın benim için en güzel anlamı da bu:
Biz sadece kahkaha paylaşmadık; gençlerin valizlerine kendilerine iyi davranabilecekleri birkaç yeni araç koyduk.
Ve umarım o valizler daha çok ülkeye, daha çok gence ulaşmaya devam eder.

"KRAVAT VE CEKETLERİN KAHKAHA SINAVI"
En ciddi kamu kurumlarından dev holdinglerin o buz gibi toplantı odalarına giriyorsun. Onlara "Hadi şimdi kahkaha atıyoruz" dediğinde ilk 5 dakika neler dönüyor ?
Aslında ben o salona girdiğimde “Hadi şimdi kahkaha atıyoruz” demiyorum. Çünkü Kahkaha Yogası, hadi gülelim denilerek yapılan bir etkinlik değil; kendi matematiği, yöntemi ve akışı olan deneyimsel bir teknik.
Önce grubun enerjisini ve dinamiğini gözlemliyorum. Nefes çalışmalarıyla başlıyor, müzikle bedeni harekete geçiriyoruz. Benim çalışmalarımda çok önemsediğim bir yaklaşım var: “Hareket duyguyu oluşturur.” Ritim ve beden perküsyonuyla bedeni sürece dahil ediyor, çocuksu oyunlarla yetişkinlerin günlük hayatın içinde unuttuğu oyun alanını yeniden hatırlatıyoruz.
Ve ardından “mış gibi” atılan kahkahalar geliyor.
İşte tekniğin çok sevdiğim taraflarından biri burada başlıyor. Mış gibi atılan kahkahalar; göz teması, grup etkileşimi ve çocuksu oyunlarla yaygınlaşıyor ve bir süre sonra kendiliğinden gerçek kahkahalara dönüşebiliyor. Kimseyi güldürmeye çalışmıyoruz; kahkahanın ortaya çıkabileceği ortamı oluşturuyoruz.
Nefes, müzik, ritim, hareket ve kahkaha bir araya geldiğinde bedenin ve duygu durumunun deneyimi de değişebiliyor. Ben bunu bazen “psikolojik oksijen” olarak tanımlıyorum. Yoğun iş temposunun ve zihinsel yükün arasında insan kısa bir süreliğine kendisine alan açıyor; nefes alıyor, hareket ediyor, rahatlıyor.
Kurumsal Kahkaha Yogasının değeri de sadece gülmek değil. Buz kırıcı ve kaynaştırıcı bir alan oluşturabiliyor; iletişimi, ekip etkileşimini, sosyal bağı ve birlikte hareket etme duygusunu destekleyebiliyor. Stresli iş ortamında zihinsel ve bedensel bir mola alanı yaratıyor.
Benim kurumsal çalışmalarda en sevdiğim şey ise şu:
Salona girildiğinde herkesin bir unvanı var; genel müdür, yönetici, uzman, çalışan…
Çalışma ilerledikçe o unvanlar elbette yerinde duruyor ama insan tarafımız daha görünür hale geliyor.
Çünkü bazen aynı kurumda yıllardır çalışan insanların birbirlerine başka bir gözle bakabilmeleri için uzun toplantılardan çok, birlikte nefes almaya, hareket etmeye, oyun oynamaya ve mış gibi başlayan bir kahkahanın gerçeğe dönüşmesine ihtiyaçları olabiliyor.
Kitabının adı çok çarpıcı: "Mutluluk Kahkaha – Ben SİZSİNİZ"! Ne demek istiyorsun burada? Mutluluk başkasında aradığımız bir hazine değil de, aslında birbirimizin aynasındaki o yansıma mı?
Aslında kitabın adı biraz da insana küçük bir oyun oynuyor: “Ben SİZSİNİZ.” Çünkü mutluluğu anlatırken yalnızca “ben”den söz edemeyiz; işin içinde mutlaka bir “siz”, bir “biz” var.
İnsanlar mutluluğu çoğu zaman çok uzaklarda arıyor. “Şu gerçekleşirse mutlu olacağım, bunu alırsam, oraya gidersem, şu başarıya ulaşırsam…” derken mutluluğu sürekli bir sonraki durağa erteliyoruz.
Oysa bazen mutluluk sandığımızdan çok daha yakında. Kendimizde, en yakınımızdakilerde, kurduğumuz ilişkilerde, birlikte içilen bir kahvede, paylaşılan bir sofrada, duyulduğumuzu hissettiğimiz bir sohbette, sarılmada, kahkahada…
Ben “Ben SİZSİNİZ” derken biraz da şunu söylüyorum: İnsan insana aynadır. Bazen kendimizde göremediğimiz bir güzelliği bir başkasının gözünde fark ederiz. Bazen verdiğimiz bir mutluluk bize hiç beklemediğimiz bir yerden geri döner. Bir kahkaha atarsınız, yanınızdaki güler; onun kahkahası bu kez sizi daha çok güldürür. İşte mutluluk da böyle çoğalır.
Elbette mutluluğun bütün sorumluluğunu başkasına yüklemekten söz etmiyorum. Tam tersine; mutluluğu önce dışarıda aramaktan vazgeçip kendi içimizde fark etmek, sonra ilişkilerimizde çoğaltmak çok kıymetli.
Belki de mutluluk için sürekli uzağa bakarken en çok unuttuğumuz şey bu:
Mutluluk bazen aradığımız yerde değil, bakmayı unuttuğumuz yerdedir.
Kendimizde… En yakınımızda… Ve birbirimizde.
“Ben SİZSİNİZ” biraz da bunun hikâyesi.
Çünkü mutluluğun “ben”i vardır ama en güzel hali “biz” olduğunda ortaya çıkar.
Herkesi güldüren, mutluluk dağıtan kadın. Peki, senin zırhın nerede deliniyor? Seni en çok ne öfkelendirir, en son ne zaman ve niye hüngür hüngür ağladın?
Önce şu “zırh” meselesini bir kenara koyalım. Benim zırhım yok. Olmasını da istemiyorum.
Çünkü insanın güçlü olması, hiçbir şeyden etkilenmemesi demek değil ki… Ben güldüğüm kadar ağlarım, sevindiğim kadar üzülürüm, zaman zaman öfkelenirim, kırılırım, özlerim. Bunların hiçbirini mutluluğun karşıtı olarak görmüyorum.
Tam tersine, yıllardır mutluluk üzerine çalışan biri olarak belki de en çok söylediğim şeylerden biri şu: Mutluluk, sürekli gülümsemek değildir.
Öfke de benim.Gözyaşı da benim.Kırgınlık da benim.Kahkaha da benim.
Bütün duygularımızın bize söylemeye çalıştığı bir şey var. Öfke bazen sınırımızı gösterir, üzüntü neye değer verdiğimizi hatırlatır, gözyaşı bazen kelimelerin taşıyamadığını taşır.
Beni en çok ne öfkelendirir? Haksızlık, samimiyetsizlik ve insanın insana bilerek zarar vermesi. Özellikle de güçlünün karşısında kendini savunamayan birinin incitilmesi benim çok hassas olduğum bir yer.
“En son ne zaman hüngür hüngür ağladın?” kısmına gelince… Onu kendime saklayayım. 😄 Çünkü insanın herkese anlattığı hikâyeleri olduğu gibi, yalnızca kendisine ait kalan odaları da olmalı.
Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Ağladığım için kendimi hiç güçsüz hissetmedim. Ağlarım, duygumu yaşarım, sonra yüzümü yıkar ve hayatın benden beklediği yere yeniden dönerim.
Belki benim gücüm hiç düşmemek değil.
Düştüğümde duygumu inkâr etmeden, kendimi orada bırakmadan yeniden ayağa kalkabilmek.
Ben insanlara sürekli mutlu olun demiyorum zaten.“Ne hissediyorsanız önce onu fark edin, ona alan açın; sonra vazgeçmeden devam edin.” diyorum.
Çünkü gerçek mutluluk bütün duyguları susturmak değil; hepsine kendimizde bir yer verebilecek kadar hayatla barışık olabilmek.
Ben kahkahayı seviyorum, evet…Ama gözyaşımı da inkâr etmiyorum.
Çünkü ikisi de benim.
Hadi bize bir kıyak yap. Şu an bu röportajı okuyan ve çok stresli olan bir okuyucun var. Hemen şimdi, olduğu yerde yapabileceği, modunu 10 saniyede değiştirecek o sihirli "kahkaha pratiği" nedir? Telefonu bırakıp ilk ne yapsın?
Önce şunu söyleyeyim: Sihir bende değil, sizde. 😄 On saniyede bütün stresinizi yok edeceğimizi söylemeyelim ama bedenimize küçücük bir “dur, yön değiştiriyoruz” mesajı verebiliriz.
Telefonu bırakın. Omuzlarınızı yukarı kaldırın ve serbest bırakın. Derin bir nefes alın… Nefesi verirken yüzünüzü hafifçe gülümsetin.
Şimdi ellerinizi ritme katın ve başlayın:
Ho ho… Ha ha ha!
Ho ho… Ha ha ha! 👏👏
Bir kez daha…
Ho ho… Ha ha ha!
Şimdi bir neden aramadan birkaç saniye “mış gibi” kahkaha atın. Çünkü Kahkaha Yogasında komik bir şey olmasını beklemiyoruz. Nefesi, ritmi, hareketi ve mış gibi başlayan kahkahayı bir araya getiriyoruz. Bazen birkaç saniye sonra o istemli kahkaha kendiliğinden gerçek kahkahaya dönüşüyor.
Sonra kendinize tek bir soru sorun:
“Şu anda kendim için değiştirebileceğim küçücük bir şey ne?”
Belki omuzlarınızı gevşetmek, belki ayağa kalkmak, belki bir nefes daha almak, belki de bir kahkaha daha…
Çünkü bazen duygu değişsin de hareket edeyim diye bekleriz. Oysa Kahkaha Yogasında bunun tersini de deneyimleriz:
Hareket değişir, nefes değişir, beden değişir; duygunun da değişmesine alan açılır.
İşte 10 saniyelik pratiğimiz:
Nefes al. Omuzlarını bırak.
Ho ho, ha ha ha!
Mış gibi başla… Gerisini kahkahaya bırak. 😄
"Cesaret ettiğin yerde hayat seninle yürür" demişsin. Senin hayatındaki en büyük cesaretin neydi? Şu an geriye dönüp baktığında "İyi ki o adımı atmışım" dediğin o kırılma noktası neresi?
Sanırım benim en büyük cesaretim, hazır olmayı beklemeden kendi hikâyemin kapısını açmaktı.
25 yıllık kamu hayatından sonra alıştığım, bildiğim, güvenli bir dünyanın dışına çıkmak kolay değildi. Ama bugün dönüp baktığımda “İyi ki” dediğim şey sadece Mutluluk Kahkaha Akademisi’ni kurmuş olmak değil. Bir hayalin önce insana, sonra yüzlerce insana, oradan da hiç tanımadığım hayatlara ulaşabildiğini görmek…
Bugün Mutluluk Kahkaha Akademisi Kurucusu olarak 600’e yakın Kahkaha Yogası lideri ve eğitmeni yetiştirmiş olmak; Mutluluk Koçlarımız ve Liderlerimiz, Kartlarla Dışavurum Liderlerimiz ve birbirinden kıymetli öğrencilerimizle aynı hayali çoğaltmak benim için bütün unvanlardan daha değerli.
Çünkü artık bu hikâyenin öznesi yalnızca “ben” değil, “biziz.”
Mutluluk ve Kahkaha Kamplarımız, sosyal sorumluluk çalışmalarımız, bilimsel ve Ar-Ge projelerimiz, üniversiteler ve kurumlarla yaptığımız çalışmalar… Hepsi aslında aynı sorunun peşinden gidiyor:
“Bir insanın hayatına daha fazla iyi oluş, umut, bağ ve çocuk sevinci nasıl katabiliriz?”
Bazen cevabı bir bilimsel projede arıyoruz, bazen bir eğitimde, bazen bir kampta, bazen bir sosyal sorumluluk çalışmasında, bazen de hiç tanımadığımız iki insanın birlikte attığı kahkahada buluyoruz.
Ve benim için en büyük başarı, benim kaç kişiye ulaştığım değil artık.
Yetiştirdiğim insanların kaç başka insana dokunduğunu görmek.
İşte o zaman anlıyorum ki cesaret gerçekten bulaşıcı. Siz bir adım atıyorsunuz, biri sizi görüyor ve kendi adımını atıyor. Sonra bir başkası… Bir bakıyorsunuz, bir zamanlar tek başınıza kurduğunuz hayal artık yüzlerce insanın ayak izini taşıyor.
Belki de hayatımdaki en büyük “iyi ki” budur:
Kendime bir yol açmak için çıktığım yolculukta, başkalarının da kendi yollarını bulabileceği bir alan oluşturabilmek.
Ve şimdi bu son soruyla birlikte sözü biraz da bu satırları okuyanlara bırakmak isterim.
Belki uzun zamandır ertelediğiniz bir hayaliniz var.
Belki “Artık çok geç” dediğiniz bir başlangıç…
Belki kimseye söylemediğiniz küçücük bir cesaretiniz…
Onu küçümsemeyin.
Hayat bazen büyük kararlarla değil, kimsenin görmediği küçücük bir “Ben deneyeceğim” cümlesiyle yön değiştiriyor.
Her şeyin tamamlanmasını beklemeyin. Korkunun tamamen geçmesini de beklemeyin. Çünkü bazen cesaret, korkmamak değildir; korkunun yanına umudu da alıp yürüyebilmektir.
Bu güzel söyleşide yalnızca yaptıklarımı değil, hikâyemin arkasındaki “neden”leri de anlatmama alan açan kıymetli gazeteci Müzeyyen Hanım’a gönülden teşekkür ediyorum. Kaleminizin insanlara umut veren, yeni sorular sorduran ve güzel hikâyelere alan açan yolculuğunun hep devam etmesini diliyorum. İyi ki yollarımız kesişti.
Ve bu röportajın son satırına kadar benimle kalan siz kıymetli okuyuculara da bir dileğim var:
Ağlayacaksanız ağlayın.
Yorulduğunuzda kendinize dinlenme hakkı verin.
Öfkelendiğinizde duygunuzu duyun.
Seviniyorsanız sevincinizi ertelemeyin.
Ve hayat ne getirirse getirsin, kendinizden vazgeçmeyin.
Çünkü bütün duygularımız bize ait. Mesele sürekli mutlu olmak değil; bütün duygularımızla hayatın içinde kalabilmek ve vazgeçmeden devam edebilmek.
Çocuk sevincinizi de büyürken bir yerlerde unutmayın.
Benim yolculuğum devam ediyor:
Öğrenerek…
Üreterek…
Paylaşarak…
Çoğalarak…
Ve elbette şen kahkahalarla…
Son sözüm de biraz Şengülce olsun:
Cesaret ettiğiniz yerde hayat sizinle yürüsün.
Ardınızda güzel izler, yanınızda güzel insanlar, içinizde çocuk sevinciniz hep kalsın.
Ve ne yaşarsanız yaşayın…
“Ne Haliniz Varsa Şen Gülün!” 😄💜
Vazgeçmeden devam…

Şengül Esen Demir’in dünyası, aslında hepimizin unuttuğu o kadim neşenin modern bir dışavurumu gibi. İnsanlık tarihi boyunca trajedi ile komedi hep el ele yürüdü; ancak modern çağın o ağır, gri ve mesafeli maskeleri ruhumuzu nefessiz bıraktı. Şengül, işte tam bu noktada, o maskelerin ardındaki saf özü, yani "varoluşun kahkahasını" yeniden hatırlatıyor.
Onun sunduğu o sebepsiz kahkaha, sadece bir egzersiz değil; hayatın tüm ağırlığına, kederine ve kaosuna karşı atılmış en zarif ama en güçlü direniş çığlığı. Meğer gülmek, bir nedene bağlı olduğunda sıradan bir tepkiyken; hiçbir neden yokken atıldığında ruhun özgürleşme eylemiymiş! Belki de dünya, o ağırbaşlı ciddiyetin prangalarından kurtulup, kendi sesini bu şen kahkahalarda bulduğunda gerçekten iyileşecek. Zira Şengül’ün de dediği gibi; cesaret ettiğimiz o ilk kahkahada, hayat gerçekten bizimle yürümeye başlıyor.
#İşbirliği
Müzeyyen Beyza MERCAN







Fadi Kimdir? Fadime Daş’ın Hayatı ve Müzik Yolculuğu
TARSUS BELEDİYESİ'NDEN ÇÖPLÜ VE YARAMIŞ’TA YOL ÇALIŞMASI
Burçin Eryetiş Kimdir? Türk Halk Oyunlarından Dijital Dans Eğitimine
TARSUS BELEDİYESİ’NDEN KAKLIKTAŞI VE TEKELİÖREN’DE KAPSAMLI YOL ÇALIŞMASI
TARSUS TİCARET BORSASI PERSONELİNE İLERİ SÜRÜŞ TEKNİKLERİ EĞİTİMİ
Feride Aslan Kimdir? Makyaj Sanatçısı ve Karakter Dönüşüm Uzmanının İlham Veren Hikâyesi
TARSUS BELEDİYESİ, KULAK MAHALLESİ’NDE 40 YILLIK YOL SORUNUNU ÇÖZÜME KAVUŞTURDU
Ali Buğra Gazi Kimdir? Hey Tarsus’un Ardındaki İsim
BORSA İLE İLÇE TARIMIN İŞ BİRLİĞİ ÜRETİCİYE DOĞRUDAN YANSIYACAK, "AMS İZLEME KAMERALARI İŞBAŞINDA”
TARSUS TİCARET BORSASI ÜYELERİNE BN HOTEL THERMAL & WELLNESS’TA İNDİRİM