Aysylu Pirens Kimdir? Sayısal Psikoloji Nedir? Sayıların Rehberliğinde Kendini Keşfetmenin Yolları

04.08.2026 - Salı 21:39

Bazı insanlar, hayatın labirentlerinde yürürken ceplerinde sadece sorular değil, kadim bir pusula taşırlar. Aysylu Pirens, o pusulayı Kazan’ın vakur ve puslu sokaklarında, çocukluğunun sessiz işaretlerinde bulmuş bir yolcu. Onun hikayesi, sadece bir coğrafyadan diğerine göç etmek değil; modern dünyanın gürültüsünün ardında, 3000 yıllık bir sessizliğin, sayıların o değişmez geometrisinin peşine düşme hikayesi.

Kendi kurduğu Kazanayt platformu üzerinden yarattığı o derin yankı, aslında tesadüfi bir popülerlikten çok daha fazlasını fısıldıyor bize. Aysylu, hayatın en keskin virajlarında, o hüzünlü ayrılıklarda ve kültürel çatışmaların ortasında, teselliyi sayıların o kusursuz düzeninde aramış. Sayısal Psikoloji dediği o alan, onun için bir "bilgi sistemi"nden öte, ruhun kendi "ilk koduna" ulaşma çabası. O, modern insanın bilinçaltındaki karmaşayı, sayıların o saf ve çıplak diliyle tercüme eden bir modern zaman rehberi.

Bu söyleşide, bir kadının kendi küllerinden, sayıların ve sembollerin gücüyle nasıl yeniden doğduğuna tanıklık edeceksiniz. Havalimanının telaşlı koridorlarından, sınıfların kara tahtalarına ve oradan dijital dünyanın sonsuzluğuna uzanan bu evrim, aslında hepimize şu soruyu sorduruyor: Kendi kaderimizin matematiksel şiirini okumaya ne kadar hazırız?

Aysylu Pirens ile hayallerin, sayıların ve o hiç bitmeyen "kendini keşfetme" arzusunun izini sürdük. Hazırsanız, bu kadim uyanışın kapılarını birlikte aralayalım.

I. Varoluşsal Yolculuk ve Kökler

Aysylu, Kazan'ın o vakur sokaklarından Türkiye'nin güneşli kıyılarına uzanan yolculuğun, aslında fiziksel bir yer değiştirmeden çok, ruhsal bir ''eve dönüş'' hikayesi gibi... Çocukluğundan beri sana fısıldanan o 'Türk burnu' benzetmesi gibi küçük, neredeyse görünmez işaretler, aslında kaderin sana fısıldadığı birer yol haritası mıydı? Bu coğrafi ve kültürel geçiş, kimliğinin hangi derin katmanlarını gün yüzüne çıkardı ve ''Kazanayt'' ismi bu köklerin neresinde duruyor?

Ben çocukken Türkiye hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. Hatta haritada tam olarak nerede olduğunu bile bilmiyordum. O yıllarda Türkiye benim için sadece Tarkan’ın ve Mustafa Sandal’ın şarkılarından ibaretti. Elbette birçok genç gibi ben de onların müziklerini dinliyordum ama bu, “Bir gün Türkiye’de yaşayacağım.” anlamına gelmiyordu.

Çocukluğumda bana bazen “Türk burnun var.” diye takılırlardı. O zaman bunun sadece komik bir benzetme olduğunu düşünürdüm.

Yıllar sonra hayat beni hiç planlamadığım şekilde Türkiye’ye getirdi. İşte o zaman geçmişte yaşadığım bazı küçük ayrıntılar farklı bir anlam kazanmaya başladı. Bence insan hayatındaki birçok işareti yaşarken değil, ancak geriye dönüp baktığında okuyabiliyor.

“Kazanayt” ismi de tam olarak bu yolculuğun sembolü. Kazan benim köklerim, Türkiye ise hayatımın en büyük dönüşümünü yaşadığım ülke. Bu isim, geçmişimle bugünüm arasında kurduğum köprüyü temsil ediyor.

Genç yaşta evlilik, iki farklı kültürün kesişimi ve ardından gelen ayrılık... Hayatın bu keskin virajları, sizi ''psikoloji'' denilen o derin kuyuya nasıl itti? Kendi içsel labirentlerinizde kaybolurken, sayıların o düzenli evreninde nasıl bir teselli buldunuz? Bu süreç, ''Sayısal Psikoloji Analisti'' kimliğinizin tohumlarını nasıl ekti?

Hayatım kolay başlamadı. Genç yaşta anne oldum. Ardından başka bir ülkeye taşındım, bambaşka bir kültüre uyum sağlamayı öğrendim. Evliliğim beklediğim gibi gitmedi ve uzun yıllar boyunca kendi içimde cevaplar aradım.

Psikolojiye yönelmemin nedeni, başkalarını anlamaktan önce kendimi anlamaya çalışmamdı.

Daha sonra Sayısal Psikoloji ile tanıştım. Sayılar bana geleceği söylemedi. Ama yaşadığım olaylara farklı bir açıdan bakmayı öğretti. Kendime ilk kez gerçekten doğru soruları sormaya başladım.

Eskiden yaşadığım zorluklar karşısında sürekli, “Neden bütün bunlar benim başıma geliyor? Ben ne yaptım da bunları hak ettim?” diye düşünürdüm.

Zamanla bu sorular değişti.

“Neden ben?” demek yerine, “Ben hangi bilinçaltı kalıplarımla bu deneyimleri hayatıma çekmiş olabilirim? Bu yaşadığım bana ne öğretmeye çalışıyor?” diye sormaya başladım.

Bu, kendimi suçlamak anlamına gelmiyordu. Başkalarının yaptığı yanlışların sorumluluğunu üstlenmek de değildi. Tam tersine, değiştirebileceğim kısmı fark ederek kendi gücümü yeniden elime almaktı.

Bugün yaptığım işin temeli de aslında burada yatıyor. İnsanlara hazır cevaplar vermekten çok, onların kendilerini daha iyi tanımalarına yardımcı olacak farklı bir bakış açısı sunmaya çalışıyorum.

''Hayat bazen insanı hiç beklemediği yollara çıkarıyor'' diyorsunuz. Peki, bu yolların her birinde, geriye dönüp baktığınızda, o ''küçük işaretler''i okuyabilmek için nasıl bir içgörü geliştirdiniz? Yoksa her insan, kendi kaderinin şifrelerini, ancak yolun sonunda mı çözebilir? Bu ''işaretler'', sayısal analizlerinizde nasıl birer veri noktasına dönüşüyor?

Bugün biliyorum ki hayat bize sürekli küçük işaretler gönderiyor. Ancak onları çoğu zaman yaşarken değil, geriye dönüp baktığımızda fark ediyoruz.

Bence içgörü tam da budur: Yaşanan olayları yeniden okuyabilme becerisi.

Ben artık yaşadığım her deneyime “Neden ben?” diye değil, “Bu bana ne öğretmeye çalışıyor?” diye bakıyorum.

Analizlerimde de aynı yaklaşımı kullanıyorum.

Sayılar benim için kesin hükümler ya da değişmez bir kader değildir.

Onlar, insanın kendisini daha iyi tanımasına yardımcı olan sembolik ipuçlarıdır.

Çünkü bazen doğru soruyu sormak, doğru cevabı bulmaktan çok daha değerlidir.

II. Sayıların Fısıltısı ve Bilinçaltının Dansı

''Sayısal psikoloji'' ile tanışmanız, ''birbirinden bağımsız gibi görünen'' hayatınızdaki olaylara nasıl bir anlam perdesi araladı? Sayılar, sizin için sadece birer sembol mü, yoksa evrenin ve insan ruhunun o kadim, matematiksel düzeninin birer yansıması mı? Ve bu sistemin, ''fal''dan ziyade ''3000 yıllık bir bilgi sistemi'' olduğunu vurgulamanızın ardında yatan felsefe nedir?

Sayısal Psikoloji ile tanıştıktan sonra, birbirinden tamamen bağımsız sandığım birçok olayın aslında ortak temalar taşıdığını fark ettim.

Ben sayıları hiçbir zaman sihirli güçler ya da geleceği söyleyen araçlar olarak görmedim.

Benim için sayılar, insanın kendisini tanımasına yardımcı olan sembolik bir farkındalık dilidir.

Bu nedenle yaptığım çalışmaları fal ya da kehanet olarak değerlendirmiyorum.

Kullandığım yöntem; uzun yıllardır aktarılan sembolik bilgi sistemlerinden, sayısal analizlerden ve insan davranışını inceleyen psikolojik yaklaşımlardan ilham alan bir analiz modelidir.

Benim amacım insanların geleceğini söylemek değil, kendilerini daha iyi anlamalarına yardımcı olmaktır.

Kristina Egiazarova'nın ''İshodnıy Kod'' okulunda aldığınız eğitim, size sadece bir bilgi birikimi mi sundu, yoksa kendi ''ilk kodunuzu'', yani varoluşunuzun temel şifresini çözmenize mi yardımcı oldu? Bu okulun felsefesi, sizin ''sayıların farkındalık dili'' tanımınızla nasıl örtüşüyor? Özellikle ''artı'' ve ''eksi'' yönler ile ''Enerji 5 kadını'' gibi spesifik analizleriniz, bu kodları nasıl deşifre ediyor?

Kristina Egiazarova’nın eğitiminde yalnızca bir yöntem öğrenmedim.

Önce kendimi analiz etmeyi öğrendim.

Çünkü insan başkasına ışık tutmadan önce kendi gölgesini tanımalıdır.

Bu eğitim bana, hayatımdaki tekrar eden davranış kalıplarını, güçlü yönlerimi ve geliştirmem gereken alanları daha objektif görebilmeyi öğretti.

Bugün analizlerde söz ettiğim “artı” ve “eksi” yönler de aslında tam olarak bunu ifade ediyor.

Ben bunları insanı sınırlayan etiketler olarak değil, kişinin potansiyelini ve gelişim alanlarını fark etmesine yardımcı olan sembolik göstergeler olarak görüyorum.

Örneğin sosyal medyada sıkça bahsettiğim “Enerji 5 Kadını” gibi analizler de bir kişiliği kalıba sokmak için değil, kişinin kendi davranışlarını gözlemleyebilmesi için hazırlanıyor.

''Sayılar benim için insanların kaderini belirleyen kesin hükümler değil, kişinin kendisini daha iyi tanımasına yardımcı olabilecek sembolik bir farkındalık dilidir'' diyorsunuz. Bu tanım, modern psikolojinin ''bilinçaltı'' ve ''arketip'' kavramlarıyla nasıl bir diyalog kuruyor? Sayılar, Freud'un rüya analizleri gibi, ruhun derinliklerine inen birer anahtar mı? Ve 39 bini aşkın takipçinizle kurduğunuz bu bağda, sayıların bu sembolik dili nasıl bir köprü görevi görüyor?

Modern psikoloji bilinçaltını, çocukluk deneyimlerini ve davranış kalıplarını inceler.

Ben de sembolik sayı analizini, bu süreci destekleyen ek bir farkındalık aracı olarak görüyorum.

Hiçbir sayı tek başına bir insanı tanımlayamaz.

İnsanı şekillendiren; ailesi, çocukluğu, yaşadığı deneyimler, seçimleri ve hayat boyunca edindiği farkındalıktır.

Bu yüzden ben hiçbir zaman “Hayatınız kesinlikle böyle olacak.” demiyorum.

Sayılar bana göre değiştirilemez kaderi değil, kişinin kendisini daha dürüst görebilmesi için farklı bir bakış açısını temsil ediyor.

Sanırım bugün binlerce insanın bana güvenmesinin nedeni de bu.

İnsanlar yargılanmak istemiyor.

Anlaşılmak istiyor.

Ve bazen tek ihtiyaç duydukları şey, kendilerine başka bir pencereden bakabilmek oluyor.

III. Dönüşüm, Üretim ve Geleceğe Bakış

''En büyük motivasyonum danışanlarımdan aldığım samimi geri bildirimlerdir. Bir insanın “Artık kendimi daha iyi anlıyorum.” demesi, benim için en değerli başarıdır.'' Bu cümle, sizin için ''başarı''nın tanımını nasıl yeniden yazıyor? 2000'den fazla ''dönüşüm''e tanıklık etmek, bu ''anlama'' halini nasıl bir misyona dönüştürüyor?

Benim için başarı hiçbir zaman takipçi sayısı ya da rakamlar olmadı.

En büyük başarı, bir danışanın bana “Artık kendimi daha iyi anlıyorum.” demesidir.

Bu cümle, benim için alınabilecek bütün ödüllerden daha değerlidir.

Bugüne kadar iki binden fazla kişiye analiz yapma fırsatı buldum. Ama ilginç olan şu ki, her danışan aslında bana da yeni bir şey öğretiyor.

Çünkü insanı anlamak, hiçbir zaman bitmeyen bir öğrenme yolculuğu.

''İnsanın kendisini her yaşta yeniden keşfedebileceğine inanıyorum.'' Bu inanç, sizin kendi yaşamınızda nasıl tezahür etti? Ve bu yeniden keşif yolculuğunda, geçmişin gölgeleriyle nasıl yüzleşiyor, onları nasıl birer ışığa dönüştürüyorsunuz? Özellikle ''havalimanında çalışmak''tan ''Türkçe öğretmenliğine'' ve oradan ''Sayısal Psikoloji Analistliği''ne uzanan bu evrim, sizin için ne ifade ediyor?

Ben, insanın hayatının her döneminde yeniden başlayabileceğine inanıyorum.

Hayatım boyunca farklı mesleklerde çalıştım.

Havalimanında görev yaptım.

Türkçe öğretmenliği yaptım.

Farklı kültürlerin içinde yaşadım.

Bugün yaptığım iş, bütün bu deneyimlerin doğal bir sonucu.

Artık hiçbir yaşanmışlığın boşa gitmediğine inanıyorum.

Geçmişimi değiştiremem.

Ama ona yüklediğim anlamı değiştirebilirim.

Eskiden yaşadıklarıma “Neden ben?” diye bakıyordum.

Bugün ise onların beni bugünkü Aysylu yapan en değerli öğretmenler olduğunu düşünüyorum.

Artık geçmişimi taşımıyorum.

Onu deneyime dönüştürüyorum.

Geleceğe dair kurduğunuz o büyük düşler... İnsanın kendi iç dünyasına yaptığı yolculuğun, bir noktadan sonra kolektif bir farkındalığa dönüşmesi gerektiğine mi inanıyorsunuz? Bu vizyoner projeleriniz, ''gerçek değişim, insan kendisine zaman ayırdığında başlar'' felsefenizin birer yansıması mı?

Hayalim yalnızca eğitim vermek değil.

İnsanların kendilerini gerçekten dinleyebildikleri, yargılanmadan konuşabildikleri ve iç dünyalarıyla yeniden bağ kurabildikleri uluslararası kamplar oluşturmak istiyorum.

Bugün hepimiz çok hızlı yaşıyoruz.

Ama insan, en önemli sesi çoğu zaman bu hızın içinde duyamıyor: kendi sesini.

Ben gerçek değişimin sessizlikte, farkındalıkta ve insanın kendisiyle kurduğu ilişkide başladığına inanıyorum.

Bu nedenle gelecekte farklı ülkelerden insanların bir araya geldiği uluslararası buluşmalar ve eğitimler düzenlemek en büyük hayallerimden biri.

Bugün hayatınızda size huzur ve destek veren bir yol arkadaşınız ve iki harika kız çocuğunuz var. Bu ''yol arkadaşlığı'' ve ''annelik'' halleri, sayıların o mistik dünyasına nasıl bir denge, nasıl bir gerçeklik katıyor? Onlar, sizin için sadece birer ilham kaynağı mı, yoksa sayıların ötesinde, varoluşunuzun en temel ''kodu'' mu?

Hayatımdaki en büyük öğretmenlerden biri annelik oldu.

İki kızım bana mükemmel olmaya çalışmak yerine, gerçek olmayı öğretti.

Hayat bana plan yapmanın önemli olduğunu ama bazen hayatın kendi planının daha güçlü olabileceğini gösterdi.

Bugün yanımda bana huzur veren bir yol arkadaşım da var.

Ailem bana her gün aynı gerçeği hatırlatıyor:

Hiçbir analiz, hiçbir bilgi ve hiçbir başarı sevgiden daha değerli değildir.

İnsan en çok, sevildiği ve olduğu gibi kabul edildiği yerde iyileşiyor.

Aysylu, bu dijital çağın karmaşasında, sayıların o kadim bilgeliğiyle bize fısıldadığınız en önemli ''kod'' ne olurdu? İnsan, kendi ''ilk kodunu'' çözmek için nereden başlamalı ve bu yolculukta hangi ''sayılara'' dikkat etmeli? Ve bu ''kod'', ''Kazanayt''ın o derin yankısında nasıl bir mesaj taşıyor?

Bana göre insanın çözmesi gereken ilk kod, kendisini dinlemeyi öğrenmesidir.

Çünkü insan kendisine dürüst olmadıkça hiçbir yöntem gerçek anlamda işe yaramaz.

Sayılar yalnızca bir araçtır.

Asıl değişim, insanın kendi sorumluluğunu almaya karar verdiği gün başlar.

“Kazanayt” markasıyla vermek istediğim en önemli mesaj da budur:

Kendini tanı.

Kendini yargılamak için değil…

Kendinle daha sağlıklı bir ilişki kurabilmek için.

Çünkü gerçek değişim, insanın kendisiyle tanıştığı gün başlar.

IV. Güncel Dönüşümler ve Dijital Farkındalık

Aysylu, dijital dünyada Kazanayt ismiyle yarattığın bu güçlü aura, aslında sadece bir kullanıcı adı değil, sanki Kazan'ın o kadim ruhunun modern bir yansıması gibi... Takipçilerinin en çok merak ettiği konulardan biri de şu: Sayısal Psikoloji'yi bir ''fal'' ya da ''kehanet''ten ayıran o keskin çizgi nerede duruyor? İnsanlar neden bu kadim bilgi sistemine bu kadar yoğun bir ihtiyaç duyuyor?

Bugün insanlar bilgiye ulaşmakta hiç zorlanmıyor. Asıl zor olan, bu kadar bilginin içinde kendini duyabilmek.

Sanırım Sayısal Psikoloji’ye olan ilginin artmasının nedeni de bu.

İnsanlar artık yalnızca cevap aramıyor; kendilerini anlamaya çalışıyor.

Ben hiçbir zaman kimseye geleceği vaat etmiyorum.

Benim amacım, insanların kendilerine farklı sorular sorabilmelerini sağlayacak yeni bir bakış açısı sunmak.

Bence gerçek dönüşüm de tam burada başlıyor.

Sosyal medya paylaşımlarında sıkça değindiğin ''Enerji 5 Kadını'' ya da ''İlişki Sayısı'' gibi kavramlar, dijital algoritmalarda büyük bir merak uyandırıyor. Bu kavramların ardındaki matematiksel gerçeklik nedir? Bir insanın sadece doğum tarihine bakarak, onun hayatındaki ''artı'' ve ''eksi'' kutupları nasıl bu kadar net deşifre edebiliyorsun?

Bir insanı yalnızca doğum tarihiyle tanımlamanın doğru olduğuna inanmıyorum.

Ben analizlerimde sadece doğum tarihine bakmıyorum.

Doğum tarihi, isim ve soyisim analizleri, kişinin yaşam öyküsü, tekrar eden davranış kalıpları ve hayat deneyimleri birlikte değerlendiriliyor.

Bu yüzden aynı gün doğan iki insanın yaşamı tamamen farklı olabilir.

Benim için “artı” ve “eksi” yönler değiştirilemez bir kaderi değil; kişinin güçlü taraflarını ve üzerinde çalışabileceği alanları fark etmesine yardımcı olan sembolik göstergeleri ifade ediyor.

Bu nedenle her analiz kişiye özeldir.

Şu an hazırlıklarını sürdürdüğün ''Mini Kurs'' ve ''2. Dönem Eğitimleri'', aslında bir nevi ''kendi kodunu yazma'' atölyesi gibi... Bu eğitimlere katılan 2000'den fazla kişinin hayatındaki o büyük ''dönüşüm'' tam olarak nerede başlıyor? Bir insan, senin rehberliğinde kendi sayısal kodlarını çözdüğünde, hayatının hangi alanlarında (kariyer, aşk, para) somut değişimler beklemeli?

Mini Kurs ve eğitimlerimde amacım insanlara ezber bilgiler vermek değil.

Onların kendi düşünce kalıplarını, davranışlarını ve seçimlerini fark etmelerine yardımcı olmak.

Katılımcılarımın büyük kısmı bana önce ilişkilerinin değiştiğini, sonra para yönetimlerinin, ardından da kendilerine bakış açılarının dönüşmeye başladığını söylüyor.

Bence gerçek değişim dışarıdan değil, içeriden başlıyor.

İnsan kendisini tanımaya başladığında, hayatındaki birçok seçim de doğal olarak değişiyor.

Bali'nin o dingin doğasında gerçekleştirmeyi düşlediğin kamplar ve hayalini kurduğun Uluslararası Sayısal Psikoloji Festivali... Bu vizyon, aslında ''Kazanayt'' markasının küresel bir farkındalık hareketine dönüşmesi mi? Seninle bu keşfe çıkmak isteyenleri nasıl bir dünya bekliyor ve bu yolculuğa dahil olmak isteyenler ilk adımı nerede atmalı?

Evet, Bali benim en büyük hayallerimden biri.

Çünkü doğanın içinde insanın kendisini duyması çok daha kolay oluyor.

Gelecekte farklı ülkelerden insanların bir araya geldiği uluslararası kamplar düzenlemek ve belki de bir gün Uluslararası Sayısal Psikoloji Festivali gerçekleştirmek istiyorum.

Bu yalnızca bir organizasyon hayali değil.

İnsanların birbirlerinden öğrenebildiği, kendilerine zaman ayırabildiği ve hayatlarına yeni bir gözle bakabildiği bir farkındalık topluluğu oluşturmak istiyorum.

Bu yolculuğa çıkmak isteyen herkes önce merak etmeli.

Çünkü bütün değişimler tek bir soruyla başlıyor:

“Ben kendimi gerçekten tanıyor muyum?”

Aysylu, hayatın tüm o karmaşık denklemlerini çözdüğünü, her sayının yerini bulduğunu ve tüm kodların deşifre edildiğini hayal edelim. Peki, bunca matematiksel kesinliğin ve kusursuz formüllerin ortasında; senin bile ''bilinmez'' kalmasını istediğin, o hiçbir hesaba sığmayan ''mucizevi hata'' nedir? Yani insanı sadece bir veri olmaktan çıkarıp, onu eşsiz ve dokunulmaz bir ruh yapan o en derin sırrın ne?

Hayatta hâlâ hesaplayamadığım tek şey sevgidir.

İnsan ne kadar analiz yaparsa yapsın, bir annenin çocuğuna duyduğu sevgi, bir insanın affedebilme gücü ya da beklenmedik bir iyilik hiçbir formüle sığmaz.

Belki de insanı eşsiz yapan tam olarak budur.

Sayılar bize bazı eğilimleri gösterebilir.

Psikoloji bize davranışlarımızı anlamamız için rehberlik edebilir.

Ama insan ruhunda her zaman açıklayamadığımız bir taraf kalacaktır.

Ben o bilinmeyen tarafın varlığını çok değerli buluyorum.

Çünkü umut da, sevgi de, gerçek değişim de çoğu zaman hesaplayamadığımız yerde başlıyor.

Ve belki de hayatın en güzel yanı, bütün cevaplara sahip olmamamızdır.

İnsan bazen en büyük dönüşümü, cevapları bulduğunda değil; kendisine doğru soruları sormaya başladığında yaşar.

Aysylu ile yaptığımız bu uzun ve derinlikli yolculuğun sonunda, zihnimde tek bir soru yankılanıyor: İnsan, kendi hayatının matematiğini çözdüğünde, geriye ne kalır? Rakamlar yalan söylemez derler; ancak bazen en büyük hakikat, rakamların bittiği, o hiçbir formüle sığmayan sessiz boşlukta gizlidir. Aysylu’nun hikayesi, bize sadece sayıların dilini değil, o sayıların arasına sızan "anlamın" peşine düşmeyi öğretiyor.

Dünya, bizleri sürekli birer istatistiğe, birer veriye dönüştürmeye çalışırken; o, sayıları ruhun özgürleşmesi için birer anahtar olarak kullanıyor. Onun penceresinden baktığımızda, hayat artık rastlantısal bir savruluş değil, her bir notasının titizlikle yazıldığı kadim bir beste gibi görünüyor. Belki de hepimizin ihtiyacı olan şey, o karmaşık denklemlerin içinde kendi özgün melodimizi duyabilmek.

Satırların arasına sızan o dingin kararlılıkta şunu hissettim: İnsan, sadece geçmişin bir toplamı ya da geleceğin bir tahmini değildir. İnsan, tam da şu anda, o sonsuz sayı dizisinin içinde kendi "bir"liğini arayan bir mucizedir. Aysylu, kelimeleriyle bu mucizeyi sadece kendine saklamayıp, bir başkasının karanlığına ışık tutmak için yola çıkanlardan.

Perde kapanırken, kulaklarımızda sayıların o ritmik fısıltısı kalıyor. Ama kalbimizde, o sayıların ötesinde, hiçbir algoritmanın ölçemeyeceği o saf, o dokunulmaz "insan" kalıyor. Belki de asıl uyanış, rakamların bize ne söylediğinden çok, bizim o rakamlara hangi hayali fısıldadığımızda başlıyor.

#İşbirliği

Müzeyyen Beyza MERCAN

YORUM YAZ