TARSUS BELEDİYESİ’NDEN KIRSAL MAHALLELERE YOL DESTEĞİ
“Linçlediniz ama tanımadınız” – Miraç Öz suskunluğunu bozuyor.
12.08.2025 - Salı 21:15
Bazıları ekranlara doğar. Bazıları ekranı kendi yaratır.
Miraç Öz, tam ortasında duruyor bu ikisinin.
Evet, televizyoncu, yapımcı, medya yöneticisi ve magazin dünyasının en sansasyonel figürlerinden biri olan Seyhan Soylu’nun oğlu olarak hayatımıza girdi belki ancak bugün Miraç, yalnızca bu kimlikle anılacak gibi değil. Kendi yolunu açan, kendi sesini bulan, kendi kimliğini inşa eden bir genç adam.
Miraç ile tanıştığımda enerjisine, duruşuna, kendine özgü netliğine hemen hayran oldum. Sadece bir sosyal medya figürü değil o. Ekranlara, sokaklara, dijital dünyaya kendi imzasını atmak isteyen biri ve onu anlamaya başladığınızda, sevmek kaçınılmaz oluyor.
Model, sanat yönetmeni, içerik üreticisi. Magazin gündemine damga vuran bir ilişkinin kahramanı da oldu, linç kültürünün ortasında ayakta kalmaya çalışan biri de.
Ve şimdi konuşuyor.
Hem de filtresiz, saklamadan, rol yapmadan.
Bahar Candan’dan Taha Duymaz olayına, sosyal medya molasından Taksim’de kurduğu “özgürlük evreni”ne kadar her şeyi anlattı. Hem kırıldıklarını, hem parladıklarını.
Ve elbette annesi Seyhan Soylu’yu da konuştuk.
Sisi lakabıyla tanınan bu güçlü, meydan okuyan, ekranlara damgasını vuran kadının Miraç’ın hayatındaki yeri tartışılmaz. Miraç, ondan yalnızca medyayı değil, ayakta kalmayı, yargılandığında bile susmamayı, kimliğini gururla taşıyabilmeyi öğrenmiş.
Miraç, aynı zamanda annesinin ismine yaslanmadan da ayakta durabilen biri. O, kendi zeminini kuruyor. Kendi adımlarıyla yürüyor.
Bu röportaj, kırılganlığı ve gücü bir arada taşıyan bir gencin hikâyesi.
Şimdi Miraç Öz’ü, ilk kez bu kadar açık, bu kadar net dinleyeceksiniz.

Miraç, ekranlarda ve sosyal medyada sıkça gördüğümüz birisin, hakkındaki yorumlar da hiç eksik olmadı. Yine de, o soyadın ve şöhretin ardındaki gerçek Miraç’ı merak ediyorum. Seni sen yapan, annen Seyhan Soylu’dan bağımsız köklerin, hikâyen ne? Bize biraz kendinden anlatır mısın?
Ben parlamak için doğmuş biriyim. Her işte fark yaratırım. Küçük bir dokunuşum bile birçok insanın tüm emeğinden daha çok iz bırakır. Çünkü içimde doğuştan gelen bir vizyon ve yetenek var.
Çocukluğumdan beri her şeyin en iyisini istedim, en iyisini yaşadım. Yaptığım iş öyle özgün, öyle karakteristiktir ki beni tanıyan biri bir işi gördüğünde hemen ''Bu Miraç’ın işidir'' der. Çünkü ben sıradan değilim. Çok yönlüyüm. Estetikten stratejiye, sanattan iletişime kadar birçok alanda kendi dilimi oluşturdum.
Elbette annem Seyhan Soylu’nun bu kariyerdeki katkısını inkâr edemem. Medyayı, ekranı ve stratejiyi ondan öğrendim. Beni doğuştan bir celebrity sananlar da oldu. Bu algının bir nedeni annemin adıysa, diğer nedeni de benim kendi ışığım.

Sana bambaşka dünyalardan bakan bir sürü farklı yüz görüyorum, bir gün Taksim sokaklarında stil ikonu, ertesi gün derin sanat sohbetlerinde. Bu çeşitlilik bilinçli bir oyun mu, yoksa içinde birden fazla ''ben'' var da çatışıyor mu?
Ben çok hümanist biriyim. İnsanları seviyorum, merak ediyorum. Her kesimden insanla tanışmak, farklı dünyaları anlamak beni besliyor. Çok yönlüyüm, çok fonksiyonluyum. O yüzden bu çeşitlilik hem bilinçli bir duruş hem de evet içimde birden fazla ben var. Bazen bir stil ikonuyum, bazen sanat konuşan, düşünen biriyim. Hepsi benim. Hepsi gerçek.

Radyo Televizyon ve Sinema okudun. Bu, seyirciyi yönetme arzusu muydu, yoksa annene öykünme mi?
Radyo, Televizyon ve Sinema okumak benim hayalimdi. Bu işte çok başarılı olacağıma inanıyordum. Annemin desteğini de hep yanımda hissettim, onun tecrübesi bana güç verdi. O yüzden bu bölümü okumak artık benim için zorunluluk gibiydi. İçimde hep derin bir yönetmenlik arzusu vardı, bu da beni daha da motive etti.

Sosyal medyada ve medyada, Seyhan Soylu’nun oğlu olarak tanımlanıyorsun. Bu kimliğinle birlikte, cinsiyetin ve özel hayatınla ilgili çokça sert ve kırıcı yorumlara maruz kalıyorsun. Böyle bir yükü taşımak nasıl bir şey? Bu yorumlarla başa çıkmak için neler yapıyorsun?
Bana göre bu büyük bir ün. Hayatımda hem pozitif hem negatif çok etkisi oldu. Seyhan Soylu’nun oğlu olduğum için bazı insanlarla iş yapmak mümkün olmadı, ama öte yandan bunu öğrendiklerinde davranışları olumluya dönenler de oldu.
Hâlâ bir eventte ya da mekanda, Seyhan Soylu’nun oğlu olarak tanınıyorum, bu gerçekten büyük bir güç. Tabii, annemin düşmanları olduğu için benim de düşmanlarım oluyor.
Cinsiyetim ve özel hayatımla ilgili sert tepkiler aldığım da doğru. Sokakta, gündelik hayatımda, bazen akranlarımın saldırılarına maruz kalıyorum. Şişe fırlatıldı, laf atıldı, küfür edildi ama işler daha kötüye gitmedi. İnsanlar sanırım auramdan, enerjimden korkuyor. Bu genellikle marjinal giyim tarzımla bağlantılı.
Eleştiriye ve yorumlara açığım ama saldırı boyutuna ve itibar suikastine dönüşünce, bununla mücadele etmek yorucu oluyor.
İlk ne zaman “Ben Miraç’ım” dedin? Kendi adınla öne çıkma dürtün ne zaman başladı?
Kendi adımla öne çıkma dürtüm, şarkıcı Alper Erozer’in başarısını gördükten sonra başladı. “Neden adımı altın harflerle kazımayayım?” diye düşündüm. Onunla tanışmak için çok uğraştım ama bir türlü kısmet olmadı. Sonra Miraç Öz adını duyurunca, onunla tanışmayı unutmuşum bile. Çünkü o kadar çok ünlü ve başarılı insanla dost oldum ki, Alper’in başarısı geride kaldı. İlk “Ben Miraç’ım” dediğim an ise, havalimanında çalışan bir çocuğun “Hayranınızım” demesiydi. O an kendimi gerçekten ben olarak hissettim.

Taha Duymaz’la ilgili açıklamanı herkes konuştu. Sence yanlış anlaşıldın mı, yoksa sen mi fazla açıktın?
Tamamen yanlış anlaşıldım. Pirim yapmak gibi bir niyetim hiç olmadı, sadece yaşanan şaibelerden bahsettim. Ama ben her zaman açık ve net olurum, doğru olanı herkesin bilmesini isterim.
O açıklamadan sonra gelen linç. Bize o anı anlat. Telefonun elinde ne kadar kaldı? Ağladın mı? Panikledin mi? Yoksa ben alışığım mı dedin?
Açıklamayı kendi sayfamda paylaşmadım, annem paylaştı. Buna rağmen, bir saat içinde video her yerde viral oldu, ismim Twitter’da TT oldu. Sosyal medyanın tamamı benden ve açıklamalarımdan konuşuyordu. Telefonum hep elimdeydi. Annemle ben panikledik çünkü saldırılar giderek büyüdü, linç girişimi başladı. O dönem üniversite için şehir dışındaydım, hemen ilk uçakla annemin yanına gittim. Havalimanında sağdan soldan “Miraç” diye sesler yükseliyordu, taksiye koşup eve döndüm. Kötü bir şey yapmadığıma inanıyorum, hiç ağlamadım, pişman da olmadım. Amacım pirim yapmak değildi ama üzerime haksız yere çok fazla geldi. Buna rağmen hiçbir şey olmamış gibi mutlu paylaşımlara devam ettim.
Bahar Candan’la ilişkin uzun süre konuşuldu, çok yazıldı çizildi. Gerçekten seni derinden etkileyen bir şey miydi, yoksa iki yalnız ruhun magazinsel bir kesişimi miydi? O ilişki sona erdiğinde ne hissettin? İyi ki yaşadım mı dedin, yoksa, bir daha mı asla mı?
Bu olayla ilgili asıl bombayı ilk defa burada patlatıyorum; Bahar Candan’ın annesi, Umut Candan, Instagram üzerinden bana direkt kur yaptı. Açık açık birlikte olmak istediğini söyledi. Bir anda neye uğradığımı şaşırdım. Bu olayı annemle birlikte gülerek sineye çektik. Bahar Candan’ı hâlâ çok severim, ama onunla bir ilişki zor.

Tarzın hep değişiyor, bu seni nasıl etkiliyor? Kendini ifade etmenin bir yolu mu, yoksa içinde yaşadığın değişimin dışarıya yansıması mı? Kendiyle barışık mısın bu yolculukta?
Sürekli göz önünde olmayı seviyorum, bu yüzden her zaman en abartılısını, en parıltılısını tercih ediyorum. Şu sıralar kıyafetlerimi kendim tasarlıyorum, moda stilisti kimliğiyle. Sokakta yürürken insanların “Wow, süpersin” ya da “Star” diye bağırdığını duymak gerçekten hoşuma gidiyor. Bu benim kendimi ifade etme biçimim ve içimdeki değişimin dışa yansıması aynı zamanda.

Model misin, sanat yönetmeni misin, influencer mı, fenomen mi? Nedir senin kimliğinin asıl başlığı? Sen kendine ne diyorsun? Ben buyum dediğin yer neresi?
En büyük hedefim her şeyi olmak fakat şu an kendimi tam anlamıyla bir sanatçı olarak tanımlıyorum.
Taksim denince akla sen geliyorsun. Orada sadece gezmiyor, sanki yaşıyorsun. Nedir Taksim senin için? Bir sahne mi, bir özgürlük alanı mı, yoksa başka kimsenin göremediği bir dünya mı?
Taksim’e aşık olduğumu söyleyebilirim. Burası, herkesin olduğu bir yer. Varoşun da, elitin de buluştuğu homojen bir ortam. Bu semt adeta bir turnusol kağıdı gibi, insanları çok sevdiğim ve hümanist bir yapıya sahip olduğum için buraya bayılıyorum. İstiklal Caddesi ise benim için kombinimi gösterebileceğim bir podyum gibi.
Altaş TV, Flash TV, Business Channel Türk. Bu kanallarda gördük seni. Kim davet etti? PR sihri mi, yoksa kendi yolunu çizen bir çocuğun başarısı mıydı o ekranlar?
Altaş TV’ye konuk olmam tamamen kendi akademik başarım sayesindeydi. Üniversite okuduğum şehrin yerel kanalıydı ve o dönem gündemde olduğum için özel olarak davet edildim, kanal yönetimini kırmadım. Diğer kanallara gelince, bildiğiniz gibi annemin desteğiyle konuk oldum.

Sahne ve hayat arasındaki çizgide yürürken, senin gibi özgün duruşu olan ve sınırları zorlayan kadın figürleri hakkında ne düşünüyorsun? Etrafında seni etkileyen, seni besleyen veya ilham veren isimler var mı?
Hande Yener, tarzı ve imajıyla beni gerçekten büyülüyor. Marjinalliği ve özgünlüğüyle adeta skandal yaratıyor. Tarzımı onunla bağdaştırıyorum, bazen onun erkek versiyonu olduğumu düşünüyorum.

Bunun yanı sıra sevgili Seren Serengil’in gerçek hayattaki zarafeti beni etkiliyor. Annem bazen bana Seren ablaya çok benzediğimi söyler, huylarımızın bile aynı olduğunu düşünür. Hatta Seren Serengil’e “Miraç senin oğlun olmalıydı” der. Onların varlığı ve enerjisi benim yolculuğumda çok değerli.

Görsel dünya sana çok yakışıyor. Sanat projelerine daldın mı hiç? Küratörlük, konsept geliştirme gibi daha derin sularda yüzüyor musun, yoksa hep eğlence mi ön planda?
Tabii, görsel dünya benim için çok önemli. Sanat projelerine zaman zaman daldım, çünkü yaratmak ve estetikle oynamak beni besliyor. Küratörlük ya da konsept geliştirme gibi daha derin alanlara da ilgim var fakat şu an için enerjimi ve zamanımı eğlence ve sosyal projelerde kullanmayı tercih ediyorum. Çünkü işin içine keyif girmeden uzun soluklu devam etmek zor oluyor. Ama ileride kesinlikle bu derin sularda da yüzmek, iz bırakmak istiyorum.
Sosyal medyaya bir mola verdin. ''Yoruldum'' mu dedin, ''kırıldım'' mı? Yoksa bu bir sessizlik taktiği mi?
Bu hiç taktik değildi, tam tersine büyük bir hayal kırıklığıydı. Hâlâ o kırıklığın parçalarıyla uğraşıyorum. Bir gün, reklam yüzü olduğum mekânda telefonum çalındı ve hayatım o andan sonra altüst oldu. Telefon bağımlısıyım ben, o olaydan sonra artık ne kadar yorulduğumu anladım ve kendime büyük bir detoks verdim. O kadar ki düşmanlarım benim öldüğümü sanıp yakınlarımı aramaya başlamış. İşte o zaman sosyal medyaya dönme kararı aldım.

Hiç, bu sektörde yapamayacağım dediğin oldu mu? Bir sabah kalkıp her şeyi bırakıp gitmek istedin mi?
Yasal olmayan ve ahlak dışı hiçbir şeyi yapmam, denemem. Bir gece panik atak geçirdim, ambulansla hastaneye gittim, o an hayatım gözlerimin önünden film şeridi gibi geçti. Ama o anda bile bırakıp gitmek istemedim. Çünkü daha yapacak çok işim var, daha çok kişiyi hakkımda iyi ya da kötü konuşturacağım, kudurtacağım. Beklesinler.
Gerçek hayattaki Miraç nasıl biri? Duygusal mı, güçlü mü, kırılgan mı? Ego’nun sesi ne kadar yüksek senin iç dünyanda? Kendinle nasıl baş ediyorsun?
Sevgi bağımlısıyım, sevilmeyi çok seven tam bir ilgi budalasıyım. Aşırı duygusalımdır, herkesi çok severim. Hayattaki en büyük keyfim sevilmek. Kimseyi hayatımdan çıkaramam. Egomun sesi o kadar yüksek ki bazen tüm canlıların bana aşık olduğunu sanıyorum. Aynaya baktığımda kendime hayran kalıyorum.

Annenle aranızda “Senin yolun başka, benimki başka” dediğin anlar oldu mu? Ben senin gibi olmak istemiyorum cümlesi çıktı mı ağzından?
Defalarca yaşandı böyle anlar. Annem hep Sedat Peker gibi güçlü, sert biri olmamı isterdi, ben ise Tarkan gibi bir sanatçı olmayı hayal ettim. Bu yüzden aramızdaki o tartışmaların yankıları hâlâ sürüyor.
Herkes seni sosyal medya fenomeni olarak biliyor ama sen kendini ne olarak görüyorsun? 5 yıl sonra Miraç Öz nerede olacak? Kamera arkasında mı, önünde mi, yoksa bambaşka bir sahnede mi?
Ben kendimi internet ünlüsü olarak görüyorum. 5 yıl sonra birçok insanın idolü olacağımı düşünüyorum. İnsanlar, benim gördüğüm ve deneyimlediğim şeylere tanık olunca bana saygı duyacaklar. Daima kamera önünde olmayı hedefliyorum çünkü sahne benim hayatım. Ancak bir yandan da DJ’lik eğitim sürecimi başlattım, müzikle kendi sahnemi yaratmak istiyorum. Böylece bambaşka alanlarda da varlığımı göstereceğim.
“Network’ü en güçlü gençlerden biri” deniyor senin için. Bu çevreyi sen mi kurdun, yoksa biri mi seni içeri aldı?
Bu tamamen gerçek sevginin gücü. Kimse elimden tutmadı, auram ve klasmanım sayesinde herkesin dikkatini çektim. Her şeyden önce herkesi çok sevdim. Türkiye’nin en ünlü sanatçıları ve fenomenleriyle arkadaşım. Beni bu kadar sevmelerinin sebebi, benden bir tane daha olmaması. Türümün son örneğiyim diyorum bazen.
O çevre samimi mi peki? Dostluklar gerçek mi, yoksa herkes herkesin reklamı mı?
Maalesef çoğu eğlence insanı. Dostluklar, senin gündemin bitinceye kadar sürüyor. Herkes birbirinin kuyusunu kazıyor, ihanet ediyor. İhanet etmek istemesen bile buna mecbur kalıyorsun çünkü kavuşmazsan, görüntülenmen de yok.

Hayal kırıklığı yaşadın mı hiç? Güvendiğin birinin sana oyun oynadığı oldu mu?
Fenomen Meriç Köse eski dostumdu, fakat değilmiş. En son konuşmamızda, beni hiç sevmediğini, benden nefret ettiğini, bana asla güvenmediğini söyledi. Sadece Mükremin Gezgin’in beni yanlarında istediği için dost olduğunu öğrendim. Daha önce de sarhoşken beni kıskandığını itiraf etmişti. Bu benim için büyük bir hayal kırıklığıydı çünkü ben ona hiç zarar vermedim.
Genç yaşta bu kadar göz önünde olmak kolay değil. Panik atak, depresyon, yalnızlık. Tanıdık geldi mi bu kelimeler?
Aman Tanrım, bu kelimeleri duymak bile bana atak geçirtiyor. En büyük korkum yalnızlık. Yalnız kalmaya dayanamıyorum. O yüzden bazen takılmak için saçma sapan insanlarla bile vakit geçirdiğim oluyor.
Hayatında seni tutan, sana ayna tutan biri var mı? Bir rehberin, gerçek bir dostun?
Tarzıyla, duruşuyla hayatta en çok beğendiğim tek dostum var, o da bir kız. Benim gibi sanatçı, bana dair ne varsa bilen tek kişi o. Öyle yakınız ki, birbirimizin en çıplak halini bile biliriz. Bu yaşamdaki tek gerçek dostum o, 12 yıldır yanımdadır. Beni tanıyanlar onu da bilir çünkü her zaman yanımdadır. Eskiden göz önünde olmaktan hoşlanmazdı ama artık benimle birlikte olduğu için herkes onu tanıyor.
Miraç Öz olarak en büyük hayalin ne? Moda markası mı, bir film projesi mi, global bir sanat işi mi?
Hepsi var aklımda. Moda markası, film projesi, global bir sanat işi. Benim için sınır yok. Her alanda parlamak istiyorum, kendi dünyamı yaratmak ve orada kral olmak. Çünkü ben sadece izleyen değil, aynı zamanda yaratanım. Her şey olmak istiyorum, durmak yok, yolun sonu görünmüyor.

Bugüne kadar “İyi ki yaptım” dediğin en doğru hamle neydi? Peki ya ''Keşke'' dediğin en büyük pişmanlık?
Taha Duymaz’la ilgili o basın açıklamasını yapmasaydım, belki şimdi çok daha rahat ve sevilen biri olurdum. Ama o an hissettiğim şeyi söylemek zorundaydım, çünkü gerçeklerin üstü örtülemezdi. Onun dışında, yaptığım her şeyin arkasındayım, “iyi ki yapmışım” dediğim çok şey var. Çünkü her adım beni ben yaptı, hiçbir pişmanlığım yok. Önemli olan samimiyet ve cesaret.
Sana sadece bir cümle verseydim “Ben Miraç Öz’üm çünkü...” Nasıl tamamlardın bu cümleyi?
Ben Miraç Öz’üm çünkü türümün tek ve son örneğiyim, benden daha mükemmeli yok.
Son olarak seni örnek alan, seni izleyen gençler var. Onlara bir şey söylemek istesen, kalpten ne söylersin?
Şunu söylemek isterim; Bana düşman olmayın, bu kadar kıskanç olmayın. Sevginin ne demek olduğunu iyi düşünün. Ben hepinizi seviyorum, her ne kadar bazen sevilmesem de. Siz de kendinize inanın, bir şeyler yapın ki sizi de görelim. Sevenlerime ise tamamen kendiniz olun, kimse için kendinizi değiştirmeyin. En büyük korkunuz sıradan olmak olsun. Unutmayın, güzellik büyük bir güçtür.

Miraç Öz’le röportaj mı?
Bu günün dijital ikonlarıyla yüzleşmek, popüler kültürün parıltısının altında yatan gerçek bir karaktere dokunmak gibiydi.
Karşımda sadece süslü kıyafetler, sıra dışı sözler ve sosyal medya pozları yoktu.
Karşımda, içi içine sığmayan, sevilmek isteyen, anlaşılmak isteyen, kimliğini haykırarak var olmaya çalışan bir genç vardı.
Evet, Miraç iddialı.
Evet, çok parlıyor.
Işığı sadece, takılarından ya da aykırı tarzından gelmiyor.
O ışık, içindeki “Ben de buradayım” çığlığından geliyor.
Linç mi yemiş? Yemiş.
Ağlamış mı? Hayır.
Kırılmış mı? Evet. Ama durmamış.
Yine kalkmış, yine giyinmiş, yine sokağa çıkmış, yine kendisi olmuş.
Onun dünyasında susmak bile bir isyan.
Sıradan olmak zaten baştan kaybetmek.
Ve en güzeli ne biliyor musunuz?
Kendine sadık kalmaktan asla vazgeçmemesi.
Miraç Öz olmak kolay değil. Ama o, zor olanı seçmiş.
Ve sırf bu yüzden bile saygıyı hak ediyor.
Çünkü her şeye rağmen gülümseyerek yürümeye devam ediyor.
Çünkü herkes gibi olmamayı göze alıyor.
Ve çünkü kendini sevmeyi, tüm dünyanın sevgisine tercih ediyor.
#İşbirliği
Müzeyyen Beyza MERCAN







Fadi Kimdir? Fadime Daş’ın Hayatı ve Müzik Yolculuğu
TARSUS BELEDİYESİ'NDEN ÇÖPLÜ VE YARAMIŞ’TA YOL ÇALIŞMASI
Burçin Eryetiş Kimdir? Türk Halk Oyunlarından Dijital Dans Eğitimine
TARSUS BELEDİYESİ’NDEN KAKLIKTAŞI VE TEKELİÖREN’DE KAPSAMLI YOL ÇALIŞMASI
TARSUS TİCARET BORSASI PERSONELİNE İLERİ SÜRÜŞ TEKNİKLERİ EĞİTİMİ
Feride Aslan Kimdir? Makyaj Sanatçısı ve Karakter Dönüşüm Uzmanının İlham Veren Hikâyesi
TARSUS BELEDİYESİ, KULAK MAHALLESİ’NDE 40 YILLIK YOL SORUNUNU ÇÖZÜME KAVUŞTURDU
Ali Buğra Gazi Kimdir? Hey Tarsus’un Ardındaki İsim
BORSA İLE İLÇE TARIMIN İŞ BİRLİĞİ ÜRETİCİYE DOĞRUDAN YANSIYACAK, "AMS İZLEME KAMERALARI İŞBAŞINDA”
TARSUS TİCARET BORSASI ÜYELERİNE BN HOTEL THERMAL & WELLNESS’TA İNDİRİM