Ayaz Türkoğlu Kimdir? Sakarya’dan İstanbul Sahnelerine ve Ünlüler Dünyasına Uzanan İlham Verici Bir Başarı Hikayesi

09.07.2025 - Çarşamba 05:02

Kendini ararken, kendini ellerinde bulmuş bir adamın hikâyesi bu.
Sakarya’da doğdu. Marmara’nın doğusunda, yeşilin sabrı ile mavinin hüznü arasında salınan bir şehirde.
Ormanların fısıltısı, deniz kıyısında gezinip duran rüzgârla buluşurdu orada.
Ve belki de bu yüzden, saçlarla uğraşmaktan önce, rüzgârın saçlara anlattığı eski masalları dinlemeyi öğrendi.
Sessizlikte bile bir ahenk arayan bir çocuktu o.

Ayaz’ın elleri sessizdi ama anlatacak çok şeyi vardı. Daha çocukken başlamıştı dönüşümün büyüsünü keşfetmeye. İnsanlar aynaya bakınca bir şey görmek ister ya. O aynanın arkasındaki hikâyeyi hissediyordu. Dokunuşla, renkle, şekille. Kadınların gözlerindeki ışıltıyı fark edebilecek kadar sezgili, onlara görünmeyeni görünür kılacak kadar zarifti.

Ama erkek olmanın, duvarlarla, kurallarla, kalıplarla çizildiği bir dünyadaydı.
"Bir erkekten bayan kuaförü olmaz" denildi ona.
Ve hayat, onun adına seçim yaptı bir süre. Bir erkeğe yakıştırılan mesleği denedi. Ama her saç tıraşında biraz daha silindi içindeki ışık. Sakal keserken bilerek yaptığı küçük hatalarda bile bir çocuğun sessiz çığlığı vardı.

Yine de pes etmedi.
Çünkü bazı hayaller, boğazına oturur insanın. Susturamazsın. Bastıramazsın. Ayaz o hayalle İstanbul’a geldi. Küçücük bir odada, büyük bir cesaretle. Gölgesinden değil, ışığından kaçan biri değildi. Yavaş yavaş, sabırla, zarafetle büyüttü adını.

Şimdi kendi salonunda bir dünya kuruyor. Saçlardan hikâyeler dokuyor.
Ünlülerle, sahnelerle, ışıklarla çevrili bir hayat yaşıyor ama hâlâ en çok bir kadının aynadaki bakışına yansıyan o küçük mutluluğu seviyor.

Ve şöyle diyor iç sesiyle, usulca;
“Bir daha dünyaya gelsem, yine aynı ben olmak isterdim. Aynı gökyüzünün altında, aynı tutkuyla.”

Ayazcım, saç senin için sadece bir görünüş meselesi mi, yoksa bir karakter anlatımı mı? Güzellik senin dilinde neye karşılık geliyor, gerçekten?

Saç benim için kesinlikle sadece görünüşten ibaret değil. Herkesin saçında bir hikaye, bir ruh hali vardır. Saç, kişinin karakterinin, duygularının dışa vurumu gibi benim gözümde. Güzellikse, bana göre yüzün simetrisinden ya da makyajın kusursuzluğundan çok daha fazlası. Asıl güzellik, insanın içinden yansıyan o samimi ışık ve kendine duyduğu güvendir. Saçla birlikte bu ruhu ortaya çıkarabildiğimde, işte o zaman gerçek bir güzellik yakalamış oluyoruz.

''Bir erkekten bayan kuaförü olmaz." diyen bir babadan bugün kendi markasını yaratan bir adama dönüştün. Bu yolculukta seni en çok ne besledi, ne tuttu ayakta?

"Bir erkekten bayan kuaförü olmaz" diyen bir babanın kalbinden, kendi yolunu çizecek kadar cesur, kendine inanan bir evlat oldum. Bu yolculuk boyunca beni ayakta tutan tek şey, insanların ne söylediği değil, benim neye inandığımdı. Ne yapmak istediğimi biliyordum, başaracağıma emindim. İçimde bir ses vardı ve hiç susmadı: "Ayaz, vazgeçme." Ben de hiç vazgeçmedim.

Ablanın saçını ütüyle şekillendirdiğin o günü şimdi düşündüğünde, içindeki çocukla göz göze gelebiliyor musun?

Evet, o zamanlar düzleştirici olmadığı için ütüyle şekillendiriyordum saçları. Şimdi düşündüğümde, o anlar gözümün önüne geliyor ve bugünü mutlu bir şekilde, gözlerim dolarak hatırlıyorum.

Kendini tanımlayacak üç kelime seçmeni istesem. Bu üç kelime senin estetik tarzını nasıl anlatır?

Kendimi tanımlayacak üç kelime seçmek zor ama sanırım “özenli”, “yaratıcı” ve “özgün” derim. Bu kelimeler estetik tarzımı da çok güzel anlatıyor aslında. Çünkü her işi büyük bir titizlikle yapıyorum, yaratıcılığımı her kesimde ve renklendirmede kullanıyorum, ve en önemlisi, herkesin kendine özgü güzelliğini ortaya çıkaracak özgün dokunuşlar yapmayı seviyorum. Benim için estetik, sadece dış görünüş değil, kişinin karakterini ve ruhunu da yansıtmak demek.

Okulu bırakırken herkes "yanlış yapıyor" dedi. Bugün geriye baktığında o kararın neresinde duruyorsun?

O dönemde herkes “yanlış yapıyorsun” dedi, ama ben içimde çok net bir ses vardı. Şimdi geriye baktığımda, o kararın tam merkezinde durduğumu görüyorum. Çünkü o kararı vermeseydim, kendimi ve mesleğimi bu kadar derinden keşfedemezdim. Elbette okumanın da çok önemli olduğunu düşünüyorum aslında aynı anda okulu da bitirebilirdim. Eğitim hayatı her zaman değerli ama benim yolum, o dönemde pratikle, deneyimle ilerlemekti. Belki zorluklarla doluydu ama inandığım yolda yürümek, bana gerçek özgürlüğü ve başarıyı getirdi. Okulu bırakmak benim için bir vazgeçiş değil, kendime olan inancımı hayata geçirmekti. Bugün o cesaretle atılmış o adımı gururla anıyorum.

Bir kadının saçına dokunurken en çok neye dikkat edersin, ruhuna mı, yüz hatlarına mı, yoksa sezgilerine mi?

Öncelikle yüz hatlarına bakarak kesim yaparım. Tabii ki sezgilerim ve tecrübem de bu süreçte çok önemli ama özellikle saç kesiminde, yüz hatları her şeyden önce gelir.

Bir saça “işte şimdi tamam” dediğin an neye benziyor? İçinde nasıl bir his uyanıyor?

Bir saça “işte şimdi tamam” dediğim an, sanki uzun ve zorlu bir yolculuğun sonunda zirveye ulaşmış gibi hissediyorum. İçimde büyük bir tatmin ve mutluluk uyanıyor. Çünkü o an, sadece saçın değil, aynı zamanda o kişinin kendine olan güveninin de yükseldiği an oluyor. Gözlerindeki o memnuniyeti görmek, tüm yorgunluğu unutturuyor. O his, hem emeklerin karşılığı hem de yeni bir hikayenin başlangıcı gibi benim için.

Sence bir saç modeli bir kadının hikâyesini taşıyabilir mi?

Kesinlikle taşır. Bir saç modeli, bir kadının kim olduğunu, neler yaşadığını, hatta nasıl hissettiğini anlatabilir. Saç, sadece görünüş değil; bir duruş, bir ifade şeklidir. Bazen o modelle, kadın kendini güçlü hisseder, bazen özgür, bazen de yeniden doğmuş gibi olur. Saç, onun hikâyesinin görünür bir parçası, aynasıdır. Bu yüzden yaptığım her işte, o kadının iç dünyasına dokunmak isterim.

Kesim, renk, şekillendirme. makyaj. Sence hangisi senin parmak izini taşıyor?

Kesim, renk, şekillendirme ya da makyaj. Ayrım yapamıyorum çünkü mesleğimi çok seviyorum ve her birinde kendimi ifade edebiliyorum.

Kendini bir kuaförden çok bir “ruh mimarı” olarak gördüğünü söyleyebilir miyiz?

Evet, kendimi sadece bir kuaför olarak değil, aslında insanların iç dünyalarına dokunan bir “ruh mimarı” olarak görüyorum. Özellikle hayatlarının yeni bir evresine adım atan, değişim ve dönüşüm sürecinde olan kadınlarla daha derin bir bağ kuruyorum. Menopoz gibi hayatın o hassas dönemlerinde, onlarla empati kurmak, sadece dışarıyı değil iç dünyalarını da güzelleştirmek benim için çok kıymetli.

Daha 18 yaşındayken Esra Erol gibi ekranların en görünür kadınlarından biriyle çalıştın. O iki yıl sana ne öğretti? O aynaların önünde en çok neye şaşırdın?

Çok küçük yaşlarda, henüz yolun başındayken, Esra Erol gibi ekranların en görünür isimlerinden biriyle çalışma fırsatı bulmak benim için büyük bir onur ve gurur kaynağıydı. O dönemde henüz çok genç olmama rağmen, onunla yan yana olmak, televizyonun o büyülü dünyasında yer almak bana hem cesaret hem de işime dair derin bir tutku kazandırdı. Aynaların önünde kendime en çok şaşırdığım an, aslında bu yolculukta ne kadar hızlı büyüdüğümü ve mesleğimin bana verdiği gücü fark ettiğim anlardı.

Linet, Tuğba Özay, Merve Özbey gibi isimlerle çalıştın. Sen onların tarzlarına mı uyum sağladın, yoksa onlar senin vizyonuna mı güvendi?

Öncelikle, bu isimlerle çalışırken her zaman karşılıklı bir fikir alışverişi oluyor. Onların tarzını ve kişiliklerini anlamak çok önemli. Sonrasında ise, giydikleri kostüm ve içinde bulundukları konsept doğrultusunda, saç ve makyajda değişiklikler yapıyoruz. Yani, aslında ortaya çıkan iş, hem onların hem de benim vizyonumun bir buluşması oluyor.

Buna resmen ''hayallerin zaman aşımı yoktur'' hikayesi denir. 2008’de Popstar Alaturka Best sahnesinde başlayan o gizli hayranlık, tam 15 yıl sonra gerçeğe dönüşüyor. Mehtap Yılmaz’la uzun yıllar yollarınız paralel gitmişken, bir Instagram mesajıyla her şey değişiyor ve kendini onun saçını ve makyajını yaparken buluyorsun. Şimdi şahane bir klip yolda ve bu rüya gerçek oldu. İnsanın 15 yıl önce uzaktan kurduğu hayalin, bugün en yakın çalışma arkadaşı olarak gerçeğe dönüşmesi nasıl bir duygu? Mehtap’la çalışmak, o enerjiyi paylaşmak sana neler hissettiriyor?

2008’de Popstar Alaturka Best ekranlarında uzaktan hayranlıkla izlediğim o güçlü kadının, yıllar sonra hayatımın baş köşesine gelip oturması. Mehtap’la çalışmak benim için tam anlamıyla bir masalın gerçeğe dönüşmesiydi. Onu tanımak, aynı kulisi paylaşmak, o müthiş enerjisine ortak olmak bana o kadar iyi geldi ki… İnsan, uzun yıllar sabırla beklediği o hayal bir anda gerçek olunca mutluluktan sarhoş oluyor. Hâlâ tam olarak inanamıyorum ama çok ama çok mutluyum.

Sahneye çıkan bir kadının saçını, makyajını yaparken sadece görsel değil, duygusal bir ritim de kurduğunu hissediyor musun?

Tabii ki sahneye çıkan bir kadının saçını ve makyajını yaparken sadece dış görünüşüne değil, içindeki duygusal ritme de dokunuyorum. O an orada hissettiği duyguyu benim de hissetmem gerekiyor çünkü o duygu, ortaya çıkardığımız işin enerjisini ve kalitesini belirliyor. İçten gelen bu bağ sayesinde, çok daha güzel ve güçlü sonuçlar ortaya çıkıyor.

Ayazcım, Taner Duman sahne kuruyorsa orada sıradanlığa yer yok, değil mi? Işıl ışıl geceler, sınır tanımayan makyajlar, kalıpları unutturan şovlar. Sen de o sahnelerin arkasında dokunuşlarınla fark yaratıyorsun. Peki söyle bana, ışıklar altında o kadar fazla kimliğe, ruha, hikâyeye dokunurken makyaj aynasında en çok ne görüyorsun? Cesaret mi, kırılganlık mı, yeniden doğuş mu?

Taner Duman, sahnenin arkasındaki o büyük organizatör, renkli dünyaların mimarı. Onun etkinliklerinde makyaj yaparken aynada gördüğüm şey? Cesaret. Kırılganlık da var tabii, ama en çok yeniden doğuş. Çünkü o anlarda insanlar kendilerini özgür bırakıyor, kimliklerini kucaklıyor. Ve ben, o anlarda onların içindeki gücü ve umudu görmekten büyük mutluluk duyuyorum.

Sahne ışıkları altında, her biri kendine özgü bir enerjiyle parlayan sanatçılarla çalışıyorsun. Onların makyajını yapmak, sadece bir iş değil; onların hikâyelerine, ruhlarına dokunmak gibi. Böyle özel anlar yaşadığın oldu mu? Sahnede ve arkasında seni en çok etkileyen neydi?

Evet, böyle özel anlar çok oldu. Çağla Akalın, Erdal Ayçe, Kobra Murat, Sezin Asel Aksoy, sahnede kendine has enerjisi olan isimlerin saç ve makyajını yapmak benim için sadece bir iş değil, onların hikayesine ve ruhuna dokunmak demek. En çok da, sahnenin arkasındaki o hazırlık anlarında hissettiğim samimiyet ve heyecan beni etkiliyor. Çünkü o anlar, herkesin en gerçek halini gördüğüm, çok özel anlar.

Ünlülerle çalışırken seni şaşırtan, duygulandıran ya da kahkaha attıran bir anı varsa bizimle paylaşır mısın?

Kulis ortamı genellikle çok yoğun ve kısıtlı zamanlarla geçiyor, bu yüzden çok fazla anı biriktirmek pek mümkün olmuyor. Ancak o kısa zamanlarda bile, işin içinde olmak, enerji dolu o atmosferi solumak bile başlı başına çok değerli ve özel.

Şimdi Ayaz Türkoğlu adını taşıyan bir renkli kozmetik serisi geliyor. Bu serinin ruhu ne olacak? Seni bu projede en çok heyecanlandıran şey ne?

Evet, bu proje benim için yıllardır kurduğum büyük bir hayalin gerçekleşmesi demek. Kendi markamı yaratmak, Ayaz Türkoğlu adını Türkiye’ye, hatta dünyaya duyurmak benim için çok özel bir adım. Renkli kozmetik serimiz, altı farklı ürünle piyasaya çıkacak ve tamamen kokusuz, %100 vegan olacak. Hem doğaya hem insanlara saygı duyan, içtenlikle hazırlanmış bir seri olacak. Bu projede en çok heyecanlandıran şey ise, kendi değerlerimi ve estetik anlayışımı yansıtabileceğim, özgün bir dünya yaratmak.

Bir kozmetik markasıyla çalışırken senin için ne önemli? İçerik mi, estetik mi, temsil ettiği değer mi?

Bir kozmetik markasıyla çalışırken benim için en önemlisi, ürünlerin içeriği ve sağladığı güven. Çünkü biz, özellikle bayan kuaförü olarak, doğallığı ve cildi korumayı ön planda tutmak zorundayız. Estetik tabii ki önemli, ama bu estetik sağlıklı ve güvenilir bir içerikle desteklenmeli. Ayrıca markanın temsil ettiği değerler de benim için çok kıymetli. Doğaya, hayvanlara saygı, vegan ve cruelty-free ürünler kullanmak artık olmazsa olmazım. Çünkü işimiz sadece dış güzellik değil, aynı zamanda içten gelen bir saygı ve sorumluluk meselesi.

Bugüne kadar iş birliği yaptığın markalar arasında seni en çok etkileyen hangisiydi ve neden?

Kryolan ile çok genç yaşlarda çalışmaya başladım. Beni en çok etkileyen şey, markanın yalnızca profesyonel kalitesi değil, aynı zamanda duyarlılığı oldu. Ürünlerinin vegan olması, ciltte hiçbir alerjik reaksiyona neden olmaması ve her cilt tipine uygun formüllerle üretilmesi, bu markayla aramdaki bağı daha da güçlendirdi. Üstelik 48 saat boyunca akmama garantisiyle, sahnede ya da yoğun ışık altında bile güven veren bir duruş sergiliyor. Kryolan, yalnızca bir ürün değil, benim için bir güven duygusu, bir sadakat hissi.

Hayalindeki kozmetik serisinde ilk üç ürün ne olurdu? Neden onları seçerdin?

Hayalimdeki kozmetik serisinde ilk üç ürün kesinlikle uzun süre kalıcı, cildi yormayan bir fondöten, besleyici ve doğal görünümlü bir dudak parlatıcısı ve her cilt tipine uygun, hafif yapılı bir nemlendirici olurdu. Fondöten cildi kusursuz gösterirken, sağlıklı kalmasını sağlar, dudak parlatıcısı hem renk katar hem de bakım yapar, nemlendirici ise makyajın alt yapısı olarak olmazsa olmaz. Çünkü bence makyajın en güzel yanı, cildi güzelleştirirken ona zarar vermemesi ve kişiye özgüven vermesi. Bu yüzden hem işlevsel hem de sağlıklı ürünler olmazsa olmazım.

Eğitimler veriyorsun. Genç kuaför adaylarına aktarmak istediğin en temel şey ne?

Genç kuaför adaylarına her zaman şunu söylüyorum; Bu meslek yalnızca bir iş değil, aynı zamanda evrensel bir dil, bir ifade biçimidir. Nerede olursanız olun, dünyanın hangi köşesine giderseniz gidin, bu meslek sizi onurla temsil eder. Çünkü saçlara dokunmak, aslında insan ruhuna dokunmaktır. Ben her zaman onların yanında olacağım. Hayallerinin peşinden gitsinler, ne olursa olsun vazgeçmesinler. Çünkü gerçek tutku, zamanla sadece meslek değil, bir yaşam biçimine dönüşür.

Sakarya Çark Caddesi’nde Rahman Kuaför’de uzun süre sekiz kişilik bir ekipte aile gibi çalışmışsın. O dönemi ve o ekip ruhunu nasıl tanımlarsın? Bu deneyim sana neler kattı?

Rahman Kuaför, benim meslek hayatımda kalbimde ayrı bir yerde duran, çok özel bir duraktır. Mesleğe adım attığım o ilk zamanlarda, bana inanan, elimden tutan, daha iyi yerlere gelmem için çabalayan harika bir ekip vardı orada. Her birine buradan gönülden teşekkür ediyorum. Sekiz kişilik büyük bir ekip olmak elbette zaman zaman zorluklar getirse de, o kalabalığın içinde bir aile sıcaklığı, paylaşmanın güzelliği ve birlikte başarmanın coşkusu vardı. Bu dönem bana yalnızca mesleki deneyim değil; dayanışmanın, güvenin ve birlikte üretmenin kıymetini öğretti. O kuaför salonunun içinde sadece saçlar değil, dostluklar da incelikle şekilleniyordu.

İstanbul Demirkapı Caddesi’nde Bilgin Kuaför’de çalıştığın dönemde özgüveninin yükseldiğini belirttin. O süreçte seni en çok ne motive etti?

Demirkapı Caddesi’ndeki Bilgin Kuaför'de geçirdiğim yıllar, yalnızca mesleki anlamda değil, ruhen de büyüdüğüm bir dönemdi. O süreçte beni en çok ayakta tutan, en karanlık anlarda bile içimi aydınlatan isim, Merve Çınar’dı. Salonda ne kadar yorgun olsak, ne kadar zor bir gün geçirmiş olsak da birbirimize hep omuz verdik. Bir bakışıyla moral, bir sözüyle umut olduk birbirimize. Dostluk dediğin şey tam da böyle bir şeydi işte; sadece saçlara değil, ruhlara da dokunan bir yoldaşlık. Bugün geriye dönüp baktığımda, o yılların yükünü hafifleten, gülümseten, güçlendiren tek sabit yıldız Merve’ydi. Ona kalpten teşekkür ediyorum. Bu yol, onunla daha anlamlıydı.

Patronlarının sana çok şey kattığını ve iyi davrandıklarını söylüyorsun. Onlardan öğrendiğin en değerli şey neydi?

Onlardan öğrendiğim en kıymetli şey, mesleğin yalnızca teknikle değil, yürekle yapıldığıydı. Hayatın içinden süzülüp gelen tecrübeleri, geçmişlerinin izleri ve yılların ellerine kattığı o ustalık. Hepsi, mesleklerine duydukları sevgiyle birleşince, bana sadece saç kesmeyi değil, bir işin ruhunu taşımayı da öğrettiler. Başarılarının ardındaki sabır, emek ve tutkuyu görmek, benim için bir okul gibiydi. Onlarla çalışmak, yalnızca iş değil; aynı zamanda hayata dair derin bir öğrenmeydi.

Kendi salonunu açma kararı senin için büyük bir adım olmuş. Bu kararı almana neden olan etkenler nelerdi? Ayrıca, kendi işini yönetmenin en zor ve en keyifli yanları hakkında neler söyleyebilirsin? Bu süreçte yaşadığın değişimler ve duygular hakkında da bizimle paylaşır mısın?

Kendi salonumu açmak benim için gerçekten büyük, cesur bir adımdı. Bu kararı almamın altında yatan en önemli nedenlerden biri, uzun yıllar boyunca verdiğim emeğin karşılığını alamadığımı hissetmemdi. O dönemlerde kazandıklarım, ortaya koyduğum değerle asla örtüşmüyordu. Artık kendi ayaklarımın üzerinde durabileceğime inandığım için, geriye dönüp bakmadan, sadece ileriye doğru yürümeyi seçtim. Bu karar benim için özgürlüğün, kendi dünyamı kurmanın kapısıydı.

İşin zorlukları elbette var, ama o zorlukların içinde, müşterilerimin yüzündeki o içten tebessümü görmek, bana tüm yorgunluğumu unutturuyor. İnsanların gözlerinin içine bakıp “Teşekkür ederim” dediği o an, her şeyin en güzel ödülü oluyor. Kendi işini yönetmek, bazen zorlu, bazen yorucu ama en çok da tatmin edici bir yolculuk. Ve ben, her adımda, bu yolda olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Bir ortağın olduğunu biliyorum, Dilek Dağdelen. Onunla ilişkinizi ve dostluğunuzun iş hayatınıza nasıl yansıdığını bizimle paylaşır mısın? Dilek’in sana kattığı güç ve destek senin için ne ifade ediyor?

Dilek benim sadece iş ortağım değil, 12 yıllık dostluğumuzla aileden biri gibi. İki çocuk annesi, tek başına ayakta duran, mücadeleci ve güçlü bir kadın. Onun yanımda olması bana her zaman güç verdi. İş hayatının zorluklarında birlikte yürümek, bana motivasyon ve güven sağladı. Böyle bir dostluk ve ortaklık, meslekte ilerlemem için en büyük şanslardan biri oldu. Ortaklığımız sonrası Gaziosmanpaşa, İstanbul’da DM AMOREEBEAUTY adında bir güzellik salonu açtık, bu da bizim için yeni bir heyecan ve büyüme adımı oldu. Birlikte daha büyük işler yapacağımıza inanıyorum.

Sadece İstanbul değil, Türkiye’nin dört bir yanında Ayaz Türkoğlu’nun adı anılıyor. Yalnızca kendi salonunda değil, şehirler arası özel gelin makyajı ve gelinbaşı hazırlıkları için de tercih ediliyorsun. Bu özel talep nasıl doğdu? Farklı şehirlerde birebir hizmet vermek senin için ne ifade ediyor?

Bu talebin ortaya çıkması, işime olan tutkumu ve müşteri memnuniyetine verdiğim önemi yansıtıyor. İstanbul dışında da gelinlerimin özel günlerinde yanlarında olabilmek benim için büyük bir onur. Farklı şehirlerde birebir hizmet vermek, sadece teknik bir görev değil; aynı zamanda kültürel farklılıkları ve her gelinin benzersiz hikayesini anlamak demek. Bu deneyim, mesleğimi daha da zenginleştiriyor ve bana her seferinde yeni ilhamlar veriyor. Böyle özel anlara tanıklık etmek, benim için büyük bir mutluluk ve sorumluluk.

Gelecekte adını nerelerde duyacağız? Akademilerde mi, moda haftalarında mı, yoksa uluslararası bir markanın logosunda mı?

Elbette, yolculuğum akademilerde devam edecek. Bilgiyi paylaşmak, genç yeteneklerle bir araya gelmek, onların hayallerine dokunmak beni en çok besleyen şeylerden biri. Siz sevenlerimle aynı çatı altında buluşmaya, ilham vermeye ve ilham almaya devam edeceğim. Belki bir gün bir moda haftasında, belki uluslararası bir markanın yanında ama en çok da, bildiklerimi paylaşabildiğim her yerde, adımın bir sevgiyle anılmasını diliyorum.

Son olarak,
“Bir daha dünyaya gelsem yine bu hayatı yaşamak isterim.” diyorsun. Peki o küçük Ayaz karşında dursa, ona ne söylemek isterdin?

O küçük Ayaz karşımda dursa, ona en içten sözlerimi söylerdim.
Hiç korkma, ne yaşarsan yaş, güçlü kalacaksın. Çok ağlayacaksın, yorulacaksın, ama bir gün aynaya baktığında kendinle gurur duyacaksın. Kimseyi ne üstün ne de küçük görme; herkes kendi yolunda bir mücadele veriyor. Kalbini hep temiz tut, çünkü en büyük gücün hep o yürek olacak. Zaman zaman yalnız kalacaksın, ama o yalnızlıkta bile kendini sevmeyi öğreneceksin. Ve unutma ki, bir gün geriye dönüp baktığında, iyi ki bu hayatı yaşamışım diyeceksin.

Ayaz Türkoğlu, kuaförlüğü basit bir estetik işlemden öteye taşıyanlardan. Onun için her saç modeli, her dokunuş, içinde bir hikâye barındırıyor. Müşterileriyle kurduğu bağ, sadece dış görünüşü değil, onları sahneye çıkarmanın, kendilerini güçlü hissetmelerinin kapılarını aralıyor.

İstanbul’dan başlayıp Türkiye’nin farklı şehirlerine yayılan yolculuğunda, Ayaz’ın işi kişiye özel ve samimi. Onunla saç yaptırmak, sadece bir randevu değil, kendinle barışmak, içindeki enerjiyi dışa vurmak demek.

Sadece teknik değil, insana değer veren yaklaşımıyla sektörde fark yaratıyor. Onun ismi artık yalnızca bir kuaförün değil, kendini ifade etmenin, özgüvenle var olmanın simgesi haline geliyor.

Ayaz Türkoğlu’nun hikayesi, sınırları zorlayan, sürekli yenilenen ve kendini her gün yeniden tanımlayan bir yolculuğun öyküsü. Önümüzdeki yıllarda adını daha sık duyacağımız kesin, çünkü onun enerjisi ve işine olan tutkusu, güzelliği sadece dışta değil, ruhta da yaşatıyor.

#İşbirliği

Müzeyyen Beyza MERCAN

YORUM YAZ