Kendine Kapanan Kalbin Hikâyesi

03.12.2024 - Salı 00:43

Yaklaşık yirmi iki yıl önce, bir uçurumun kenarında duruyordum. Şiirsel bir metafor değil bu; gerçek bir uçurum, gerçek bir boşluk. Yukarı bakınca gökyüzü daralıyor, aşağı bakınca dipsizlik akıyordu. O sırada bir kitap düştü avuçlarıma. Düşmesiyle tutunmam bir oldu. Kitap dediğin bazen bir tesadüf, bazen bir çığlık. Kapağında yazan cümleyle başladı her şey: “Annem ve Hayatın Anlamı”.

O gün, o sayfalar beni içine çekti. Bir cümleye çarptım, düştüm ve kendime gelemedim:
"Bir daha hiç incinmemenin yolunu bulmuştum: Eğer kimsenin benim için önemli olmasına izin vermezsem, bir daha asla böyle bir kayıp yaşamazdım."

Cümle içimde yankılandı, kelimeleri bir duvar gibi karşımda yükseldi. Annemin yokluğu, o duvarın çatlaklarından sızıyordu. O kayıpla sarılmış, o cümleyle boğulmuştum. Kendime sordum:
"Kimsenin kalbine dokunmazsam, kendi kalbimi koruyabilir miyim?"

Ama içimden başka bir ses, daha derinlerden, daha karanlık bir yerden cevap verdi:
"Ya o kalp, hiç dokunulmadan çürürse?"

İşte o an, kendi içimde bir tartışma başladı. Sesler birbirine karıştı, ama konuşan hep bendim.
"Kendini bir kafese kapatırsan, kimse seni kırmaz," dedim. Ardından başka bir yankı yükseldi:
"Ama o kafes seni boğar. Yaşarken ölürsün."

Yaşarken ölmek. İşte mesele bu. Hayat, iki uçurum arasında gerilmiş bir ip gibi. Her adımda tökezlersin, her adımda biraz daha kanarsın. Ama geri dönemezsin. Çünkü geri dönmek yoktur. Sadece ileriye düşmek vardır.

Annemin sesi. Rüzgâr gibi geçti içimden. Ama eksikti, tamamlanmamış bir şarkı gibiydi. Her hatıra, her kelime yarım kalmış bir nota. O notaları birleştirmeye çalıştım, ama ellerim boş döndü. Annemin kaybı, içimdeki anlamın damarlarını kuruttu.

Bugün hâlâ o cümlenin gölgesinde yaşıyorum:
"Bir daha hiç incinmemenin yolunu bulmuştum."

Peki, izin verdim mi insanlara, hayata, duygulara? Yoksa hâlâ o uçurumun kenarında mı bekliyorum? Uçurumun kenarında beklemek nasıl bir şeydir, bilir misiniz? Ne ileri adım atmak ne de geri dönmek. Sadece “belki”lerle oyalanmak.

Annemi kaybettiğim gün bir kıyamet yaşandı içimde. Ama o kıyametin külleri arasında yeni bir “ben” bulamadım. Sadece eski bir soruyu tekrarlayıp durdum:
"Acının ardında ne var?"

Belki de yok bir cevap. Belki de acı, kendine yetiyor.

Hayat dediğin iki uçurum arasında gerilmiş bir ip. Adım attıkça kanıyorsun, her adımda biraz daha eksiliyorsun. Ama eksildikçe belki de kendine yaklaşıyorsun. Çünkü eksilmek, var olmanın bedeli.

Sonra sustum. Anlam aramayı bıraktım. Çünkü anlam dediğin şey, belki de hiç bulunmayacak bir cevap. Ve belki de anlam, aramamakta gizlidir.

Kader diyorum buna. Çünkü bu acı, bu eksiklik, bu yara bana ait. Hayat, kırık dökük bir yolculuk. Her adımda biraz daha kayboluyorsun. Ama kaybolmak, kendini bulmanın tek yoludur.

Kader dediğim, kaybolmayı kabullenmek. Çünkü kim bilir? Belki de hiçbir şeyin anlamı yoktur. Ama o anlamsızlık bile yaşamak için yeterlidir.

Müzeyyen Beyza Mercan

YORUM YAZ